Merak Ettikleriniz Hakkında Bilgi Alabileceginiz Bir Blog Ve Artık Çok Daha Fazlası..


24 Şubat 2015 Salı

Başarabileceğine inanırsan başarırsın

Tamamı #BU Adresten alıntı olan Makaleyi Aslında kendime not olarak paylaşıyorum , sizler de kaynağından okuyabilirsiniz.

Başarılı olmak, özgür olmak demektir!

Sizi hedefe götürecek biçimde düşünme alışkanlığına sahip olun
Mazeret bulma hastalığının en yaygın dört türü
Şans mazeretini iki yolla alt edin
Büyük düşünenlerin kelime haznesine sahip olmanın dört yolu
Ne olduğunuzu düşünüyorsanız, o'sunuzdur
Çevrenizi birinci sınıf yapmaya yardımcı olacak birkaç öneri
Küçük bir girişimde bulunarak, dostluk kazanmanın altı yolu
Liderlik İlkesi - etkilemek istediğiniz İnsanların anlayacağı dili konuşun

Hedefe götürecek şekilde düşünme alışkanlığı

İnanırsan, Başarırsın
Başarı ve doyum elde etmek için, entelektüel veya üstün zekalı olmanız gerekmiyor, ancak sizi hedefe götürecek biçimde düşünme ve davranma alışkanlığına sahip olmanız yeterli. Başarı özgür olmak demektir: Endişelerden, korkulardan, hüsrandan, başarısızlıktan kurtulup, özgür olmak. Başarı kişisel saygı demektir, hayatta sürekli daha gerçek mutluluk ve doyum bulmak, hayatı size bağlı olanlar için, daha çok şey yapmak demektir.

Her insan başarı ister. Herkes bu hayatın kendisine verebileceğinin en iyisini ister. İnanmak ile bir dağı yerinden oynatabilirsiniz. Başarabileceğinize inanarak, başarıyı elde edebilirsiniz. İnanmak şu şekilde çalışır; inanmak, “yapabileceğimden eminim” tavrı, yapmak için gerekli olan güç, beceri ve enerjiyi üretir. “Bunu-yapabilirim”e inandığınızda “bu nasıl-yapılır” gelişmeye başlar. “Tamam-bir-deneyeceğim-ama-bu-işin-olacağını-sanmıyorum” tavrı başarısızlığı getirir.

İnanma'mak olumsuz bir güçtür. Akıl inanmadığında, veya tereddüde düştüğünde, bu inançsızlığı destekleyici sebepleri çekmeye başlar. Birçok başarısızlığın sorumlusu tereddüt, inanmamak, bilinçaltının başarısız olma, gerçekten başarılı olmayı istememe düşünceleridir. Endişeleri düşünürsen, başarı'sız olursun. Zaferi düşünürsen, başarılı olursun. Kişi kendi düşüncelerinin ürünüdür. Büyük düşünün, termostatınızı ileriye ayarlayın. Başarınızı, başaracağınıza olan dürüst ve saygılı inançla, atak bir biçimde başlatın. Büyük düşünün ve iyi gelişin.

İnancın Gücünü Geliştirmek

Kendi hastalığını kendin tedavi et:

Başarıya ulaşmayı düşündüğünüzde, üzerinde çalışacağınız tek şey insanlardır. İnsanlar üzerinde çalışmayı derinleştirdiğinizde, başarısız insanların “zihin-öldürücü” düşünce hastalığından çektiklerini keşfedeceksiniz. Bu hastalığa "excusitis" diyoruz. Her başarısızlığın temelinde bu hastalık vardır. En sıradan insanlarda bile hafif dozda bulunmaktadır. Kişi daha başarılı oldukça, bahane bulma eğiliminin azaldığını göreceksiniz. Sıradan başarıları olan kişiler, neden yapmadıkları, yapamadıklarını açıklamak konusunda çok hızlıdır. Başarılı insanların hayatını incelediğinizde şunu keşfedersiniz: Sıradan bir insanın öne sürdüğü tüm bahaneler, başarılı insanlar tarafından da ileri sürülebilecekken, sürülmemiştir. Şimdiye dek hiçbir başarılı iş adamı, asker, satıcı, uzman bir kişi, veya herhangi bir alanda lider olmuş kişinin, arkasına sığınmak için bir mazeret bulduklarını ne duydum, ne de böyle biriyle tanıştım. Roosevelt, tutmayan bacaklarının arkasına saklanabilirdi, Truman, “kolej eğitiminin olmadığı” gerekçesini kullanabilirdi; Kennedy, “Başkan olmak için çok gencim” diyebilirdi; Johnson ve Eisenhower kalp krizlerinin ardına saklanabilirdi.

Mazeret bulma hastalığı

Her hastalık gibi, mazeret bulma hastalığı da, uygun teşhis konmazsa, daha ağırlaşır. Hastalığının kurbanı olan bir kişi, kendisini korumak için bahaneler üretir; Kötü sağlık, eğitim yetersizliği, yaşlılık, gençlik, kör talih, kişisel felaket, eş, ailemin beni yetiştirme biçimi vsr. Kurban her mazeret buluşunda, bu mazeret bilinçaltında kök salar. Düşünceler, olumlu olsun olumsuz olsun, sürekli tekrarla beslenirse, daha da güçlenir. Mazeret bulma hastası, başlangıçta mazeretinin aşağı yukarı yalan olduğunu bilir. Fakat bunu tekrar ettikçe, tamamen doğru olduğuna inanır. Olması gerektiği kadar başarılı olamamasının gerçek nedeni bu mazerettir.

Sağlık mazereti kronik “Kendimi iyi hissetmiyorum” türünden, daha özel “benim şu...şu... hastalıklarım var” türüne kadar çeşitlilik gösterir. Doktor ve cerrah arkadaşlarım, örnek bir yetişkin insan yaşamının var olmadığını söyler. Tıbbi açıdan herkeste mutlaka bir sorun vardır.

Cleveland’deki bir konuşmamı henüz bitirmiştim ki, çıkışta 30 yaşlarında bir adam benimle birkaç dakika özel olarak konuşmak istediğini söyledi. “Biliyor musunuz,” diye devam etti, “kalbimden rahatsızım ve kendimi sürekli kontrol altında tutmak zorundayım.” Daha sonra dört doktora gittiğini, ancak hiçbirisinin sorunu çözemediğini anlatarak ne yapmasını önereceğimi sordu.

“Kalp hakkında hiçbir şey bilmiyorum, ama farklı mesleklerden kişiler de olsak, üç şey yapardım.

Sağlık mazeretinin üstesinden gelmek için 4 çare:

Başarılı olmak için yüksek zeka gerekir mi?

Çoğumuz zekayla ilgili olarak iki temel hata yaparız:

1. Kendi zeka gücümüzü küçümseriz.
2. Diğer insanların zeka gücünü abartırız.

Önemli olan ne kadar zekâya sahip olduğunuz değil, sahip olduğunuz zekayı nasıl kullandığınızdır. Zekânızı yönlendiren düşünce, zekâ gücünüzün miktarından daha önemlidir.

Vazgeçme'mek, yapabilmenin yüzde 95’idir:

Bazı zeki insanlar neden başarısız olurlar? Yıllarca olğanüstü-dahi denilebilecek bir kişinin yakınında bulundum. Soyut zekası çok gelişmiş olan Phi Beta Kappa, doğuştan çok zeki olmasına rağmen, tanıdığım en başarısız kişilerden birisidir. Çok sıradan bir işi vardı (sorumluluk almaktan korkardı). Hiç evlenmedi (birçok evlilik boşanma ile sonuçlanır). Pek az arkadaşı vardı (insanlardan sıkılırdı). Mal, mülk gibi şeylere yatırım yapmazdı (parasını kaybedebilir). Bu adam o muhteşem beyin gücünü başarıya ulaşmak üzere araştırmalara yönlendirmek yerine, işlerin neden yolunda gitmeyeceğini ispatlamakta kullanırdı. Beynindeki muhteşem kaynağı, olumsuz düşüncelerin yönlendirmesinden dolayı bu adam kendinden çok az şey verir ve hiçbir işe yaramazdı.

Unutmayın, zekanıza yol gösteren düşünceler, sahip olduğunuz zekadan çok daha önemlidir. Doğuştan varolan kabiliyetlerin miktarını artırmak konusunda, fazla bir şey yapamayız, ancak sahip olduğumuz şeyleri kullanma biçimini elbette değiştirebiliriz.  Bilgi, yapıcı olarak kullanıldığında bir güç'tür; Sık sık, bilginin güç olduğu biçiminde sözler duyarız, ama bu cümlenin ancak yarısı doğrudur. Bilgi sadece olası bir güçtür, ancak yapıcı olarak kullanıldığında tam bir güç'e dönüşür.

Büyük bilimadamı Einstein’la ilgili bir hikaye vardır. Bir keresinde, ona bir mil kaç feet'tir diye sormuşlar. Einstein’ın cevabı şu olmuş: “Bilmiyorum. Herhangi bir referans kitabından iki dakikada bulabileceğim gerçeklerle, beynimi neden doldurayım ki?” Einstein bize büyük bir ders vermekte. Einstein beyninizi gerçekleri saklamak üzere bir depo olarak kullanmak yerine, onu düşünmek için kullanmanın daha önemli olduğunu anlamıştır.

1. Kendi zekanızı asla hafife almayın ve başkalarının zekalarını gereğinden fazla büyütmeyin. Kendinizi ucuza satmayın.

2. Kendinize her gün sürekli şunu anımsatın: “Tutumum, zekamdan daha önemlidir.”

3. Unutmayın, bilgileri ezberlemek yerine, düşünebilme yeteneği çok daha değerlidir.

Mazeretler:

Yaş mazeretinin üstesinden geldiğinizde, bunun doğal sonucu, gençlik iyimserliğini ve gençlik duygusunu elde etmektir. Yaş mazereti korkularını yere serdiğinizde, yaşamınıza yıllar katmanın yanı sıra, başarılar da katmış olursunuz. Yaşlılık bir başarısızlık hastalığıdır. Sizi geri çekmesine karşı çıkarak onu yenin.

Kısaca özetlersek, yaş mazereti şöyle giderilebilir:

1. Şu anki yaşınıza olumlu bakın. “Hala gencim” diye düşünün, “Yaşlandım” diye değil. Yeni ufuklara doğru bakmayı öğrenin, coşku sahibi olun ve gençlik duygusunu hissedin.

2. Ne kadar üretken zamanınız kaldığını hesaplayın. Unutmayın, 30 yaşındaki bir kişinin önünde, hala üretken olarak geçirebileceği yüzde 80’lik bir aktif yaşantı süresi vardır. 50 yaşındaki birinin önünde de fırsatlarla dolu yıllarının yüzde 40’ı-üstelik en iyi yüzde 40’ı. Aslında yaşam pek çok insanın düşündüğünden daha uzundur.

3. Gerçekten ne yapmak istiyorsanız, onu yaparak, gelecek zamana yatırım yapın. “Yıllar önce başlamış olmalıydım” biçiminde düşünmeyi bırakın. Bu, başarısızlık düşüncesidir. Bunun yerine “Şimdi başlayacağım, en iyi yıllarım önümdeki yıllar” diye düşünün. Bu başarılı insanların düşünme biçimidir.

Şans mazeretini iki yolla alt edin:

1.Sebep-sonuç kanununu kabul edin. Bir başka kişinin “şansı” olarak görünen şeye ikinci kere bakın. Onun geleceğini yönlendiren şeyin şans değil, hazırlık, planlama, başarı-üreten düşünme süreci olduğunu görün. Bir başkasının “kötü şansı” olarak görünen şeye de, bir daha bakın. O zaman bazı sebeplerin varlığını keşfedeceksiniz.

2. Hüsnü kuruntuya kapılmayın. Zihinsel enerjinizi hiçbir efor sarf etmeden başarı elde edecek yolların hayalini kurmakla harcamayın. Sadece şans ile başarılı olamayız. Başarı, onu üreten şeyleri yapmakla, onu üreten prensipler konusunda uzman olmakla elde edilir. İş hayatında yükselmeyi, zaferleri, yaşamdaki güzel şeyleri şansa bağlamayın. Şansın işlevi bu güzel şeyleri size ulaştırmak değildir. Bunun yerine, sizi başarılı bir insan yapacak kaliteyi kendinizde geliştirmeye odaklanın.

Güven sağlayıp, korku'yu yenin!

Korkularınızı yenin
Evet, korku bir gerçektir ve onu yenmeden önce varlığını kabul etmeliyiz. Bugün artık korkunun çoğu psikolojiktir. Endişe, gerginlik, sıkıntı, panik, tümü de yanlış idare edilen olumsuz düşüncelerden kaynaklanmaktadır. Eski “o-sadece-senin-aklında var” yaklaşımı, korkunun aslında var olmadığını varsayar, ama korku vardır, korku bir gerçektir. Korku, başarının bir numaralı düşmanıdır. Korkunun her türlüsü, veya büyüklüğü bir psikolojik hastalık türüdür. Zihinsel bir hastalığı da bedensel bir hastalığı tedavi ettiğimiz gibi, korkuyu da kendini kanıtlamış yöntemlerle tedavi ederiz.

Güven duygusu tamamen sonradan elde edilir veya geliştirilir. Hiç kimse içinde güvenle doğmaz. Etrafına güven saçan, korkuyu yenmiş, her zaman ve her yerde kendini rahat hisseden bu insanlar güvenlerinin bir parçasını sonradan elde etmişlerdir. Siz de bunu yapabilirsiniz.

1. Korkunuzu izole edin. Gerçekte tam olarak neden korktuğunuzu belirleyin.

2. Sonra harekete geçin. Her korku için bir eylem biçimi vardır. Unutmayın, tereddüt sadece korkuyu büyütür. Kararlı olun, hemen harekete geçin. Kendine güvensizlik varsa, bu bizi doğrudan hatalı yönetilen belleğe götürür. Beyniniz tıpkı bir banka gibidir. “Akıl bankanıza” her gün düşüncelerinizi yatırırsınız. Bu düşünce birikimleri büyür ve sizin belleğiniz olur. Düşünmeye başladığınızda, veya bir problemle karşılaştığınızda, aslında bellek bankanıza şunu söylersiniz: “Bunun hakkında ne biliyorum?” Bellek bankanız, size daha önceki benzer durumlarda yatırmış olduğunuz bilgi parçalarını sunar. O halde belleğiniz, yeni düşünceleriniz için işlenmemiş malzeme sağlayan temel kaynağınızdır.

Güven sağlamak için yapmanız gereken iki önemli şey:

1. Bellek bankanıza sadece olumlu düşünceleri yatırın. Dürüst olmak gerekirse, herkes hoş olmayan can sıkıcı, cesaret kırıcı, pek çok durumla karşı karşıya kalır. Ama başarısız insanlarla, başarılı insanlar bu durumları farklı biçimlerde ele alır. Başarısız insanlar bunları, duygusal olarak ele alır. Bu hoş olmayan durumlar üzerinde gereğinden fazla durarak, bunların belleklerinde iyi bir yer edinmelerine neden olurlar. Bunları akıllarından çıkaramazlar. Geceleri, üzerinde düşündükleri şeyler, bu hoş olmayan durumlardır. Öte yandan kendine güvenen başarılı insanlar, bunlar üzerinde “bir daha düşünmezler bile.” Başarılı insanlar bellek bankalarına olumlu düşünceler yatırmada uzmanlaşmıştır.

2. Bellek bankanızdan yalnız olumlu düşünceler kullanın: Ya da, olumsuz düşünceler, zihinsel canavarlar haline gelmeden, onları yok edin, zihinsel canavarlar yaratmayın. Bellek bankanızdan işe yaramaz, boş şeyler çekmeyi reddedin. Hangi türden olursa olsun bir şeyi anımsadığınız zaman, deneyiminizin olumlu kısmı üzerine odaklanın; kötü tarafını unutun, onu toprağa gömün. Kendinizi olumsuz düşünürken yakalarsanız, zihninizi tamamiyle kapatın.

İnsanları uygun değerlendirin:

1. Öteki kişiye dengeli şekilde bakın. İnsanları ele alırken şu iki noktayı aklınızdan çıkarmayın. Bir kere, öteki kişi önemlidir, her insan önemlidir. Ama şunu da unutmayın: “Siz de önemlisiniz.” O nedenle birisiyle tanıştığınızda, şöyle düşünmeyi kural haline getirin: “Biz oturmuş, karşılıklı ilgimizi çeken ve bize fayda sağlayacak konuda konuşmakta olan iki önemli insanız.”

2. Bir anlama tutumu geliştirin. Mecazi olarak sizi ısırmak isteyen, size hırlamak isteyen, sizi sürekli azarlamak isteyip de, bunu yapamazsa küçük düşürmek isteyen insanların sayısı az değildir. Bu tip insanlara karşı hazırlıklı olmazsanız, kendinize olan güveniniz zarar görür, kendinizi yenilgiye uğramış hissedersiniz. Dolayısıyla bu gelişmiş kabadayıya - kendi zehrini etrafa yayan kişiye karşı bir savunma gereksiniminiz vardır. Doğru olanı yapmak vicdanınızı tatmin eder, bu da insanın kendine güvenini geliştirir. Yanlış olarak kabul edilen bir şeyi yaptığımızda ise, iki olumsuz şey meydana gelir. Birincisi, kendimizi suçlu hissederiz, suçluluk kendimize olan güveni zedeler. İkincisi, er geç diğer insanlar bunu öğrenir ve bize olan güvenleri sarsılır.

Güvenli düşünmek için, güvenli hareket edin

Ünlü psikolog Dr. George W. Crane, "Uygulamalı Psikoloji" adlı kitabında şöyle demiştir: “Unutmayın, davranışlar duyguların göstergeleridir. Duyguları doğrudan denetleyemezsiniz, sadece davranış veya hareketlerinizin seçimiyle bunu yapabilirsiniz. Bunu yaygın trajedilerin tümünden (evlilikteki zorluklar veya yanlış anlamalar) kurtarmak için somut olan bazı psikolojik gerçeklerin farkında olun. Her gün uygun davranışlarda bulunursanız, kısa sürede bunlara göre hissetmeye başlayacaksınız. Sadece hem kendiniz, hem de partneriniz için randevu, öpücük, günlük kompliman yapma ve birçok küçük kibar davranışlar konusunda dikkatli olun; böylece aşk duygusu konusunda endişe etmemize gerek kalmaz. Kendinizi sadık hissetmediğiniz sürece sadık davranamazsınız.”

Psikologlar fiziksel hareketlerimizi değiştirerek, tutumlarımızı değiştirebileceğimizi söylerler. Örneğin, kendinizi güldürebilirseniz, sonunda kendinizi daha neşeli hissedersiniz. Kambur durmak yerine, dik durursanız, kendinizi daha üstün hissedersiniz. Bu olumsuz açıdan da geçerlidir. Biraz sert kaş çatarak bakın, bakalım kendinizi sürekli kaşları çatık biri olarak hissetmiyor musunuz?

Düzenlenmiş davranışların duyguları değiştirdiğini ispatlamak çok kolaydır. Biriyle tanışırken çekingen davranan insanlar, bu çekingenliklerinden üç basit hareketi aynı anda yerine getirerek kurtulabilir: İlki, diğer kişinin elini yakalayıp, sıcak bir şekilde tokalaşın, ikincisi, doğrudan ona bakın. Üçüncüsü “Sizinle tanıştığıma memnun oldum” deyin. Yani güvenli düşünmek için, güvenli davranın. Hissetmek istediğiniz biçimde davranın. Aşağıda beş tane “güven-geliştirici” egzersiz yer almaktadır.

1. En ön sırada olun: Toplantılarda-kutsal yerlerde, sınıfta veya diğer türden topluluklarda önce arka sıraların dolduğu dikkatinizi çekti mi? Pek çok insan arka sıralarda oturmak için mücadele eder, böylece “fazla dikkat çekmezler.” Fazla dikkat çekmek istememelerinin sebebi ise, kendilerine güvenmemeleridir.

2. Göz teması kurmaya çalışın: İçgüdüsel olarak, gözlerinizin içine bakmayan kişi hakkında kendinize sorular sormaya başlarsınız. “Ne saklamaya çalışıyor? Neden korkuyor? Bir şey mi söylemek istiyor?”. Göz temasından kaçınırsanız, kendiniz hakkında iyi bir şey söylemiş olmazsınız. “Korkuyorum, güvenim yok” dersiniz. Bu korkuyu, diğer insanın gözlerinin içine bakarak yenin. Diğer insanın gözlerinin içine bakmak ona şunu iletir; “Açığım ve dürüstüm. Sana söylemekte olduğum şeye inanıyorum, korkmuyorum. Kendime güveniyorum.” Bırakın gözleriniz sizin için çalışsın. Gözleriniz karşınızdaki insanın gözlerinin içine baksın. Bu size sadece güven vermez, size güven duyulmasını da sağlar.

3. Yüzde 25 daha hızlı yürüyün:
Darbe yemiş, yoksulluk içindeki bir insan ayaklarını sürükleyerek ve tökezleyerek yürür. Kendine güveni sıfırdır. Sıradan insanların yürüyüşleri de “sıradandır.” Adımları “sıradandır.” “Kendimle çok fazla gurur duymuyorum” gibisinden bir görüntüye sahiptirler. “Yüzde-25-daha-hızlı-yürüyün” tekniğini kullanmak, kendinize güveni geliştirmede yardımcı olur. Omuzlarınızı geri çekin, kafanızı dik tutun; biraz daha hızlı yürüyerek, kendinize güveninizin nasıl artmakta olduğunu hissedin.

4. Düşüncelerinizi çekinmeden söylemeyi deneyin:
Farklı büyüklüklerdeki değişik gruplarla çalışırken, pek çok insanın bilinçli olarak ve doğal bir yetenekle durup, tartışmalara katılmada başarısız olduklarını gözledim. Bunun nedeni, diğerlerine katılıp, onlarla tartışmak istememeleri değildir. Daha ziyade, kendine güven eksikliğidir. Konferansta suskun kalan insan, kendi kendine şöyle düşünür: “Benim düşüncem büyük bir olasılıkla değersiz. Bir şey söylersem, kendimi aptal yerine koymuş olabilirim. O nedenle hiçbir şey söylemeyeceğim. Bunun yanı sıra, gruptaki diğer kişiler belki benden daha çok şey biliyor. Benim dikkate değmez biri olduğumu bilmelerini istemem.”

İnsanlar içinde suskun kalan kişi, her seferinde, kendisini daha yetersiz ve aşağılık duygusuna kapılmış hisseder. Çoğu zaman kendi kendine zayıf bir söz verir (içinin derinliklerinde tutmayacağını da bilir) ve bir dahaki sefer konuşmayı deneyecektir. Suskunumuz her başarısız konuşma girişiminden sonra, güven zehrinden bir doz daha alır. Kendine güveni gittikçe azalır.

Katıldığınız her açık toplantıda düşüncelerinizi çekinmeden söylemeyi kural haline getirin. Katıldığınız her iş toplantısında, komite toplantısında, grup forumlarında gönüllü olarak bir şey söyleyin. Yorum yapın, öneri getirin, soru sorun. Konuşan son insan olmayın, buzu kıran kişi olun. Bu, kendi güveni'nizi arttırıcı bir vitamindir.

5. Gülümseyin: Pek çok kişi, bir gülüşün, kişiye büyük bir itici güç verdiğini duymuştur. Gülümsemenin güven açığını kapatmak için mükemmel bir ilaç olduğu söylenmiştir. Ama insanların çoğu buna hala inanmaz, çünkü korkarken gülümsemeyi hiç denememişlerdir. Eğer karşımızdaki kişiye içten gülümserseniz, kişi size kızmayı sürdüremez.

Bir gün, bunu gösteren küçük bir olay geldi başıma. Kavşakta durmuş, yeşil ışığın yanmasını bekliyordum ki, arkamdaki sürücünün ayağı frenden kaymış, arka tamponumu şöyle bir teste tabi tutmuştu. Aynadan arkaya baktım ve arabadan indiğini gördüm. Ben de indim ve kurallar kitabını unutarak, kendimi bir ağız dalaşına hazırladım. İtiraf etmeliyim ki, onu konuşmamla parçalara ayırmaya hazırdım. Bereket versin, bu şansı yakalamadan önce, bana doğru yürüdü, gülümsedi ve en samimi ses tonuyla şöyle dedi: “Arkadaş, gerçekten böyle bir şey yapmak istemedim.” Samimi açıklamasına uygun o gülümseme beni eritti. “Tamamdır, olur böyle şeyler” gibisinden bir şeyler geveledim. Göz açıp kapatıncaya dek rakibim, dostum olmuştu.

Büyük Düşünmek

Büyük Düşünmek
Filozoflar binlerce yıldır iyi bir tavsiyede bulunmuşlardır: Kendini bil. Ama görünen o ki, pek çok insan, bu önerinin anlamının şu olduğunu sanmaktadır: Sadece olumsuz tarafını bil. Birçok kişisel değerlendirme, kişinin hatalarından, yetersizliklerinden, kusurlarından meydana gelmektedir. Yetersizliklerimizi bilmek iyi bir şeydir, çünkü bu bize kendimizi hangi alanlarda geliştirebileceğimizi gösterir. Ama sadece olumsuz yanlarımızı bilirsek, çıkmazdayız demektir. Değerimiz çok küçülür.

Birçok insanın anlamakta güçlük çektiği, farklı kelime ve deyim kullanan insanlar, buyurgan olma eğilimi güden ukalâlardır. Ve ukalâa insanlar genellikle küçük düşünen insanlardır. Bir insanın kelime haznesi, kullandığı kelime sayısı ile ölçülmez. Bundan ziyade, bir kişinin kelime haznesiyle ilgili tek önemli şey, kelime ve deyimlerinin, gerek kendi, gerekse karşısındakinin düşüncelerinde yarattığı etkidir.

Temel bir saptama: Biz kelime ve deyimlerle düşünmeyiz. Biz sadece resim veya görüntülerle düşünürüz. Kelimeler düşüncelerin hammaddeleridir. Konuşurken veya okurken, o şaşırtıcı cihaz (beyin) kelime ve deyimleri otomatik olarak zihinsel resimlere dönüştürür. Her kelime veya deyim, birbirinden az da olsa farklı zihinsel resimler yaratır. Biri size “John yeni bir araba satın aldı” derse, siz bir resim görürsünüz. Ama “Jim yeni bir çiftlik evi aldı” deseler, bu kez farklı bir resim görürsünüz. Gördüğümüz zihinsel resimler, nesneleri adlandırmak, veya açıklamak için kullandığımız kelimelerin türüne göre değişir.

Büyük düşünenlerin kelime haznesine sahip olun:

1. Neler hissettiğinizi açıklarken, büyük, olumlu, neşeli kelime ve deyimler kullanın. Biri size “Bugün kendini nasıl hissediyorsun?” diye sorduğunda, ona “Yorgunum (başım ağrıyor, keşke bugün cumartesi olsaydı, kendimi iyi hissetmiyorum)” diye cevap verirseniz, sonunda kendinizi daha kötü hissediyor olmanıza yol açarsınız. Şunu deneyin. Çok basit ama müthiş güçlü bir nokta. Size ne zaman “nasılsın?” veya “kendini bugün nasıl hissediyorsun?” diye sorarlarsa, şöyle cevaplayın: “Harika, teşekkür ederim. Ya sen?”, “müthiş” veya “çok iyi”. Böylece her fırsatta kendinizi harika hissedecek ve kendinizi gerçekten de harika hissetmeye başlayacaksınız.

2. Diğer insanlara açıklama yaparken hoş, neşeli, güzel kelime ve deyimler kullanın. O anda sizinle olmayan üçüncü bir kişi hakkında konuşurken, o kişi için mutlaka “gerçekten iyi bir insan. Bana işlerinin de harika olduğunu söylediler,” gibisinden büyük kelime ve deyimlerle komplimanda bulunun.

3. Diğer insanları cesaretlendirmek için olumlu bir dille konuşun. Her fırsatta insanlara komplimanda bulunun. Tanıdığınız herkes övülmeye can atar. Eşinize her gün söyleyecek özel bir kelimeniz olsun. Sizinle çalışan insanları izleyin ve kompliman yapın. Övmek, samimi şekilde yapılırsa, başarı için anahtar olur.

4. Diğer insanlara bir şeyler anlatırken olumlu kelimeler kullanın. İnsanlar “size iyi haberlerim var. Dahiyane bir fırsatla karşı karşıyayız...” gibisinden bir şey duyduklarında, zihinleri parıldamaya başlar. Ama “hoşlansak da hoşlanmasak da yapmamız gereken bir iş var”, gibi bir şey duyduklarında, zihindeki film neşesiz ve sıkıcı olur. Zafer sözü verirseniz, destek kazanırsınız. Kale inşa edin, mezar kazmayın.
Dünyanın bizim üstümüze koyduğu fiyat etiketi, bizim kendimize biçtiğimiz değerle neredeyse aynıdır. Potansiyel olarak pek çok güçlü kişi, küçük, önemsiz şeylerin, kendilerini başarıya götürecek yolu engellemesine izin verir. Şimdi bunların dört örneğini inceleyelim.

1. İyi bir konuşma yapmak: Pek çok kişi, topluluk karşısında kötü bir konuşmacıdır. Kişi konuşmak üzere ayağa kalktığında, ne olur? Korkar, çünkü tedirgindir, konuşurken kafası karışır ve “acaba hata mı yaptım?” diye sormaya başlar.  Neden mi? Sebebi basit; pek çok insan konuşma yaparken, büyük ve önemli şeylere değil, küçük ve önemsiz şeylere yoğunlaşır. Bir konuşmacının gerçek değeri, dik durması, veya gramer hatası yapmamasıyla değil, öne sürdüğü noktaların dinleyiciler tarafından anlaşılıp, anlaşılmamasıyla ölçülür. Sıradan şeyleri dert ederek, topluluk önünde başarısız bir konuşmacı durumuna düşmeyin.

2. Kavganın sebebi? Hiç kendi kendinize, kavga etmenin sebeplerinin ne olduğunu sordunuz mu? Kavgaların en az yüzde 99’u küçük, önemsiz şeylerden başlar. İşte size işe yarayan bir teknik. Birini eleştirmeden, azarlamadan, ona ithamda bulunmadan veya meşru-müdafaa niyetine karşı saldırıya geçmeden önce, kendinize şunu sorun: “Bu gerçekten önemli mi?” Birçok durumda önemli değildir ve böylece uyuşmazlıktan kaçınmış olursunuz. Olumsuz bir tutum içine gireceğinizi hissettiğiniz an, kendinize sorun: “Gerçekten önemli mi?” Bu soru daha hoş bir ev ortamı yaratmada büyüsel bir işleve sahiptir. Büroda da geçerlidir. Eve giderken trafikte birisi aniden önünüze geçtiğinde de. Bu soru, hayatta tartışma yaratmaya açık tüm durumlarda işinize yarar.

3. John en küçük odayı aldı. Hepsi aynı seviyede olan dört genç yönetici ofis değiştirip, yeni odalarına taşınmışlardı. Odaların üçünün büyüklüğü aynıydı ve benzer biçimde dekore edilmişti. Dördüncüsü, daha küçüktü ve aynı ihtimamla döşenmemişti. John'a dördüncü oda verilmişti. Bu onun için çok ciddi bir gurur meselesi oldu. Bir anda bunu kendisine karşı yapılmış olan bir ayrımcılık olarak değerlendirdi. Sonuçta diğer yönetici arkadaşlarına karşı düşmanlık duyar oldu. Onların yaptığı işlerde yardımda bulunacağına, köstek olur bir hale girdi. İşler daha kötüye giderek, üç ay sonra öyle bir hata yaptı ki, yönetime kendisini işten kovmalarından başka bir alternatif bırakmadı.

Kendisine karşı ayırımcılık yapılmış olduğuna inanmakla, şirketin hızla büyümekte olduğunu ve bir odaya sahip olmanın dahi bir ayrıcalık olduğunu algılayamadı. Odaların dağıtımını yapan yöneticinin hangi odanın küçük olduğunu bilmediğini dahi aklına getirmedi. John'un dışında şirkette hiç kimse, odanın büyüklüğünü bir değer ölçüsü olarak almamıştı.

Bölümünüze ait personel listesinde, adınızı en sonda görmek, veya bir ofis mesajının dördüncü kopyasını almak gibi önemsiz şeyler hakkında küçük düşünmenizin size büyük zararı dokunur. Büyük düşünün ve böyle ufak tefek şeylerin sizi yolunuzdan alıkoymasına izin vermeyin.

4. Kekelemek bile önemsiz bir ayrıntıdır. Konuşma özürlü olmak, mesleği konuşma yapmak olanlar için bile sıradan, önemsiz bir ayrıntıdır. Eğer kişinin büyük meziyetleri varsa.

Size yardımcı olması açısından üç yöntem uygulayın:

1. Gözlerinizi büyük hedefe odaklayın. Evlilikte büyük hedef barıştır, mutluluktur, huzurdur, yoksa münâkaşaları kazanmak ve ‘sana böyle olduğunu söylemiştim’ demek değil. Elemanlarınızla çalışırken, büyük hedef, onların tüm potansiyellerini geliştirmektir; küçük hatalarını sorun yapmak değil. Komşularla yaşarken, büyük hedef, karşılıklı saygı ve arkadaşlıktır, yoksa bir gece havladığı için, köpeklerini bir kulübeye tıktırabilir miyiz diye düşünmek değil.

2. “Gerçekten önemli mi?” diye sorun. Bu tür sorunlu durumlarda “gerçekten önemli mi?” diye yaklaşılırsa, aslında tartışma ve kavgaların en az yüzde 90’ı hiç yaşanmaz.

3. Sıradanlık tuzağına düşmeyin. Konuşma yaparken, problem çözerken, çalışma arkadaşlarınıza akıl verirken, gerçekten önemli şeyleri düşünün. Bir fark yaratan şeyleri. Yüzeysel şeylerin içinde boğulmayın, önemli şey üzerine yoğunlaşın.

Yaratıcı düşünüp, hayal kurun:

Yaratıcı düşünce, bir şeyi yapmak için yeni ve gelişmiş yollar bulmaktır. Her türlü başarının ödülü, evde, işte, dernekte, işleri daha iyi yapmak üzere, yeni yol ve yöntem bulmakta saklıdır. Şimdi, yaratıcı düşünce kabiliyetimizi geliştirip, güçlendirmek için neler yapabileceğimize bakalım.

Birinci adım: Yapabileceğinize inanın. Bir şeyin yapılabileceğine inanmak, aklı o şeyi yapmak için bir yol bulmak üzere harekete geçirir.

İkinci adım: Bir şeyin yapılabileceğine inanmak, yaratıcı çözümlerin yolunu açar. Bir şeyin yapılamayacağına inanmak, yıkıcı bir düşüncedir. Bu nokta, küçük ya da büyük her türlü durum için geçerlidir. Kalıcı dünya barışının sağlanabileceğine içtenlikle inanmayan politik liderler, dünya barışını sağlamada başarılı olamazlar, çünkü zihinleri barışı getirici yaratıcı çözümlere kapalıdır. Birinden hoşlanabileceğinize inanırsanız, onunla ilgili hoşlanacak bir şeyler bulabilirsiniz. Kişisel problemlerinize çözüm bulabilirsiniz, eğer bulabileceğinize inanırsanız. İnanç, yaratıcı güçler çıkarır. İnançsızlık ise, frenleri devreye sokar. İnanın ve yapıcı olarak düşünmeye başlayacağınızı göreceksiniz. Arzu varsa, çözüm de vardır. Yapabileceğinize inanın. Bu, yaratıcı düşüncenin temelidir.

Yaratıcı gücünüzü geliştirmek için iki öneri

“Ortalama” insanlar daima ilerlemenin karşısındadır. Donmuş olan hiçbir şey büyümez. Eğer geleneğin akıllarımızı dondurmasına izin verirsek, yeni fikirler filizlenemez. Geleneksel düşünme; yaratıcı kişisel başarı programına ilgi duyanların bir numaralı düşmanıdır. Geleneksel düşünme, zihninizi dondurur, ilerlemenizi engeller ve yaratıcı gücünüzü geliştirmenize mani olur.

Geleneksel düşünce ile mücadele etmenin üç yolu:

Başarılı insan, “Daha iyi yapabilir miyim?” diye sormaz, yapabileceğini bilir. Dolayısıyla sorduğu soru şudur: “Nasıl daha iyi yapabilirim?” İşte, evde, dernekte başarının bileşenleri şudur; yaptığını daha iyi yap (yaptığın işin kalitesini arttır) ve yaptığının daha fazlasını yap (yaptığın işin miktarını arttır.) Bir şeyin yapılmasını istiyorsan, onu meşgul bir insana ver, boş zamanı çok olan kişilere verme. Her seviyeden insanlarla yaptığım yüzlerce mülakat sonucunda şunu keşfettim: “Kişi ne kadar büyükse, sizin konuşmanızı sağlamak üzere, sizi cesaretlendirme eğilimi o kadar fazladır. Kişi ne kadar küçükse, size öğüt verme eğilimi o kadar yüksektir.” Büyük insanlar dinlemeyi sever, küçük insanlar konuşmayı tekel'lerine alır.

Ayrıca şuna dikkat edin; hangi meslekten olursa olsun, üst düzey liderler zamanlarının çoğunu öğüt almaya harcar, öğüt vermeye değil. Üst düzey bir yönetici, bir karar almadan önce sorar, “siz bu konuda ne düşünüyorsunuz, siz ne önerirsiniz?”,, “Bu şartlar altında siz ne yapardınız?”, “Bu size nasıl görünüyor?”. Kulaklarınız bilgi giriş kapılarıdır. Onlar zihninizi hammadde ile besler. Bu hammaddeler de yaratıcı güce dönüştürülebilir. Konuşmakla hiçbir şey öğrenemeyiz. Ama sorup dinleme ile öğrenmenin sınırı yoktur.

Sorup dinleme ile yaratıcılığınızı güçlendirebilirsiniz.

Fikirler düşüncelerimizin meyveleridir. Ama bunlardan faydalanıp, bir değer ifade etmeleri için, işe yarar hale getirilmeleri gerekir. Verimli ve yaratıcı zihinlere sahip insanlar, güzel fikrin, herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde ortaya çıkabileceğini bilir. Fikirlerin kaçıp gitmesine izin vermeyin. Aksi takdirde düşüncenizin meyvelerini yok etmiş olursunuz. Fikri kağıt üzerinde şekillendirin. Bunun iki mükemmel sebebi vardır. Bir fikir gözle görülür bir forma girdiğinde, eksikliklerini parlatmak için neler yapılması gerektiğini her açıdan görebilirsiniz.  Sonra fikirler de başkalarına “satılmalıdır”. Müşterilere, işçilere, patrona, arkadaşlara, kulüptekilere, yatırımcılara. Birisi o fikri “satın almalıdır”; aksi takdirde hiçbir değeri olmaz.

Ne olduğunuzu düşünüyorsanız, o'sunuz!

Çevrenize bakın. Bazı insanlara “hey dostum” biçiminde yaklaşırken, bazılarına saygılı biçimde “evet efendim” şeklinde yaklaşıldığını gözleyeceksiniz. İzleyin, göreceksiniz ki, bazı insanlar güven, bağlılık ve hayranlık uyandırırken, bazıları uyandırmaz. Daha yakından bakarsanız, en çok saygı duyulan kişilerin, en başarılı kişiler olduğunu da görürsünüz. Bunun açıklaması nedir? Tek kelimeyle açıklanabilir bu: Düşünme,.. böyle olmasını sağlayan düşünmedir. Biz kendimizde ne görüyorsak, diğer insanlar da bizde  onu görür. Hangi yaklaşım biçimine layık olduğumuzu düşünüyorsak, insanlar o yaklaşımı gösterir. Böyle olmasını sağlayan düşünmedir. Kendini aşağılık, işe yaramaz biri olarak gören kişi, gerçek yetenekleri ne olursa olsun, aşağılık işe yaramaz birisidir. Çünkü düşünme, davranışları düzenler. Kişi kendisini aşağılık biri olarak görüyorsa, bu şekilde davranır ve hiçbir cila, maske veya blöf bu temel duyguyu (uzun süre) saklayamaz. Kendini önemli görmeyen kişi, önemli biri değildir.

Kendinize ne kadar çok saygı duyarsanız, başkaları da size o kadar çok saygı duyar. Bu ilkeyi test edin. Düşkün bir insana fazla saygı duyar mısınız? Tabii ki hayır! Neden? Çünkü bu zavallı adam kendine saygı duymamaktadır da ondan. Kendine saygısı olmadığından, daha da ahlaksızlaşmaktadır.

Önemli görünmek, önemli olduğunuzu düşünmenize yardımcı olur. Kural: Unutmayın, görünümünüz “konuşur”. Sizin hakkınızda olumlu şeyler söylüyor olduğundan emin olun. Evinizi nasıl bir insan olmak istiyorsanız, o şekilde göründüğünüzden emin olmadan asla terk etmeyin. Kendinize amirlerinizin, arkadaşlarınızın gözüyle bakın. Temiz, düzenli, tertipli olmanın bedeli çok azdır. Sloganı bütünüyle alın ve şu şekilde yorumlayın: Doğru giyinin, karşılığını her zaman alırsınız. Unutmayın: Önemli görünün, çünkü bu önemli olduğunuzu düşünmenize yardımcı olur. Giyinmeyi cesaretinizi arttırmak, güven duygusu yaratmak için bir araç olarak kullanın.

Çevreni Yönet: Birinci Sınıf ol!

Vücut, neyle besleniyorsa odur. Benzer şekilde zihin de ne ile beslenirse odur. Zihinsel yiyecekler, tabii paketler halinde gelip mağazalarda satılmaz. Zihinsel yiyecekler, sizin çevrenizdir-bilincinizi ve bilinçaltınızı etkileyen saymakla bitmez bir sürü şey. Tükettiğimiz zihinsel yiyecek türleri alışkanlıklarımızı, tutumlarımızı, kişiliğimizi belirler. Hepimizin içinde gelişmeye açık bir kapasite vardır. Ama gerek kapasitenin ne kadar geliştirileceği gerekse de kapasiteyi geliştirme biçim tamamıyla zihnin ne ile beslendiğine bağlıdır. Zihin de tıpkı vücudun aldığı besinleri yansıtması gibi çevresi onu ne ile beslerse onu yansıtır.

Şunu iyice öğrenin. Çevre bize şekil verir, düşünme biçimimizi belirler. Başka insanlarda olmayan bir alışkanlık veya davranışınızı düşünün. Nispeten küçük bir şey olsun. Mesela yürüyüş şekliniz, bardağı tutuş şekliniz, müzik, edebiyat, eğlence veya giyim konusundaki tercihler. Bunların tümü de ağırlıklı olarak çevrenizin etkisiyle şekil alır. Bundan daha önemlisi düşüncelerinizin, hedeflerinizin, tutumlarınızın büyüklüğü, kişiliğiniz, bulunduğunuz çevre tarafından oluşturulur.

Basit insanlarla yakın ilişkiler, basit alışkanlıklarımızın doğmasını sağlar. Olumlu açıdan bakarsak; büyük fikirleri olan insanlarla ilişki içinde olmak, düşünce seviyemizi yükseltir. Hırslı insanlarla yakın ilişki kurmak, bizi de hırslandırır. Uzmanlar bugün şu konuda hemfikirdirler: Bugünkü siz, kişiliğiniz, hırslarınız, hayattaki statünüz içinde bulunduğunuz fiziksel çevrenin sonucudur. Bundan bir, beş, on, yirmi yıl sonraki siz, bütünüyle o zamanki çevreye bağımlı olacaksınız. Aydan aya, yıldan yıla değişeceksiniz. Bu bildiğimiz bir şey. Ama nasıl değişeceğiniz, gelecekteki çevrenize bağlı olacaktır; yani zihninizi besleyecek zihinsel yiyeceklere. Gelecekteki çevremizin bizi tatmin etmesi, ve bize mutluluk vermesi için neler yapabiliriz, şimdi onlara bakalım:

Kendini, başarıya koşulla

Çocukken hepimizin büyük hayalleri vardı. Şaşırtıcı derecede genç yaşlarda, bilinmeyeni keşfetmek, lider olmak, çok önemli mevkilere gelmek, zevkli ve başarılı işler yapmak, zengin ve ünlü olmak için planlar yapmışızdır. Kısacası birinci olmak, en büyük ve en iyi olmak istemişizdir. Ve safça bir cahillikle bu hedeflere ulaşmak için yolumuzun açık olduğunu düşünmüşüzdür. Ama sonra ne oldu? Büyük hedeflerimizi yerine getirmek için çalışmaya başlama yaşına gelmeden çok önce, bir yığın bastırıcı kuvvet faaliyetlerine başladı. Her yönden duymaya başladığımız sözler şunlar oldu: “Hayalperest olmak aptalca bir şeydir”. Fikirlerimiz “pratik olmayan, aptalca, saf ve şapşalca” şeylerdir. “Oraları gidip görmek için paran olması lazım”. “Kimin öne geçeceğini, ya şans belirler, ya da önemli mevkilerde dostunun olup olmadığı”. “Çok gençsin (veya çok yaşlısın)”. “İlerleyemezsin, o nedenle denemeye bile kalkışma” propagandasının bombardımanı altında, tanıdığınız insanların çoğu üç gruba ayrılır:

Birinci Grup: Tamamıyla kuşatılmış olanlar. İnsanların büyük bir çoğunluğu sahip olunması gereken hiçbir şeye sahip olmadıklarına göre, içlerinin derinliklerinde ikna olmuş haldedirler.

İkinci Grup: kısmen kuşatılmış olanlar. Nispeten daha küçük olan bu grup yetişkinlik dönemine, başarıya ulaşabileceklerine dair kayda değer bir ümit ile girer. Bu insanlar kendilerini hazırlar, çalışır, plan yapar. Bu grupta birçok zeki ve yetenekli insan vardır. Bunlar ayağa kalkıp koşmaktan korktukları için, hayat boyunca emekleyerek ilerlerler.

Üçüncü Grup: Hiçbir zaman kuşatılmamış olanlar. Belki de toplumun yüzde iki veya üçünü oluşturan bu grup, karamsarlığın hakimiyetine izin vermez, bastırıcı güçlerin kuşatmasına inanmaz, emeklemeye tahammül edemez. Sorularınız olduğunda işin ehline danışın. Başarısız birisinden tavsiye almayın. 

Çevreni birinci sınıf yapmaya yardımcı olacak birkaç öneri:

Düşünce zehrinin anlaşılması zordur, ama doğrusu “büyük” işler yapar. Bizi ufak tefek, önemsiz şeyleri düşünmeye zorlayarak, düşünce kapasitemizi düşürür. İnsanlar hakkında ki düşüncelerimizi saptırır ve çarpıtır, çünkü gerçeklerin tarif edilmesi üzerine kurulmuştur. Ayrıca dedikodusunu yaptığımız kişiyle karşılaştığımızda, içimizde bir suçluluk duygusu oluşturur. Yaygın kanının tersine, kadınlar dedikodu konusunda özel bir konuma sahip değillerdir. Her gün pek çok erkek de kısmen zehirlenmiş bir çevrede yaşar. Dedikodu insanlar hakkında yapılan olumsuz konuşmalardır ve bu düşünce zehrinin kurbanı, bu zehirden hoşlandığını düşünmeye başlar. Diğerleri hakkında olumsuz konuşmak, onu zehirli bir oyuncak haline getirmeye başlar ve başarılı insanların giderek kendisinden hoşlanmamaya ve ona güvenmemeye başladıklarının farkına bile varmaz.

Şu düşünceyi bir süre kafanızda tekrarlayın. Elinize bir balta alıp komşunuzun mobilyalarını parçalamanız, sizin mobilyalarınızın biraz daha iyi görünmesini sağlamaz. Benzer şekilde laf baltalarını ve bombalarını diğer insanlara karşı kullanmak da, ne sizi, ne de beni daha iyi birisi yapar.

Tutumların senden yana olsun

Ne düşünüyor olduğumuz, yaptığımız şeylerde kendisini gösterir. Tutum ve davranışlar aklımızın aynasıdır, düşüncelerimizi yansıtırlar. Masasında oturan arkadaşınızın aklından geçenleri okuyabilirsiniz. Kullandığı ifade ve üslubu gözleyerek, iş hakkında ne düşünüyor bunu algılayabilirsiniz. Davranışları göstermekten öte şeyler yapar, “duyururlar” da. Bir sekreter şöyle dediğinde, bürosunu tanıtmaktan öte şeyler yapmış olur; “Günaydın, Bay Shoemaker’ın bürosu.” Sadece dört kelime ile sekreter şunu der: “sizi seviyorum. Aradığınız için çok mutlu oldum. Sizin önemli olduğunuza inanıyorum. İşimi seviyorum.” Ama bir başka sekreter aynı kelimeleri kullandığı halde başka şeyler söyleyebilir. Mesela; “Beni rahatsız ettiniz. Keşke aramasaydınız. İşimden çok sıkılıyorum ve beni rahatsız eden insanlardan hiç hoşlanmam.” Tutum ve davranışları ifadeler ve ses tonları aracılığıyla okuruz.

Liderlik konusunda, Amerika’daki en saygıdeğer otoritelerden biri olan profesör Erwin H. Schell şöyle demektedir: “Başarıya ulaşmada imkan ve rekabetten başka bir şeyin daha olduğu açıktır. Bu bağlayıcı unsuru, katalizörü, tek kelimeyle açıklamak gerekirse, tutum ile açıklanabileceği sonucuna vardım. Tutum ve davranışlarımız doğru olduğunda, yeteneklerimiz en verimli seviyeye ulaşmakta ve bunu kaçınılmaz güzel sonuçlar izlemektedir.

Şu üç tutumu geliştirin:

1. "Ben canlıyım" tutumunu geliştirin,
2. "Sen önemlisin" tutumunu geliştirin,
3. "Önce hizmet" tutumunu geliştirin.

Kendi coşkusunu yitiren kişi, başkalarında o coşkuyu yaratamaz. Ama coşkulu bir insan, kısa sürede coşkulu bir izleyici kitlesine sahip olur. Coşku, işi yüzde 100 daha iyi yapar. Bir an için dağılıp gitmeye yüz tutmuş bir kulüp veya derneği düşünün. Büyük bir olasılıkla onu yeniden diriltmek için gerekli tek şey biraz coşku. Sonuç gösterilen coşkuyla doğru orantılı olarak kendiliğinden gelir. Coşku duymak basitçe “Bu harika” demektir.

Yaptığınız her şeye canlılık katın. Coşkunun varlığı veya yokluğu yaptığınız ve söylediğiniz her şeyde kendisini gösterir. El sıkışmanıza canlılık verin. El sıkışırken, el sıkışın. El sıkışma tarzınız şunu söylesin: “Sizi tanıdığım için çok mutluyum.” Veya “sizi tekrar gördüğüm için çok mutlu oldum.” Tutucu, sıradan bir el sıkışma hiç el sıkışmamaktan daha kötüdür. İnsanları şöyle düşündürür; “Bu adam canlıdan çok ölü gibi.”

Gülümsemenize canlılık katın. Gözlerinizle gülümseyin. Hiç kimse yapay, monte edilmiş, hırsız gibi gülümsemeden hoşlanmaz. Gülümsediğiniz zaman gülümseyin. Dişleriniz görünsün. Dişleriniz düzgün olmayabilir ama bu önemli değil ki. Çünkü siz gülümsediğinizde insanlar dişlerinizi görmez. Sıcak, coşkulu bir kişi görür. Sevdikleri bir kişi.

“Teşekkür ederim”lerinizi “Çok teşekkür ederim” haline getirin. İnsanlar, söylediklerine inanan kişilerle arkadaşlık yapar. Söylediklerinizi canlı söyleyin, konuşmanıza canlılık, dirilik verin. İster bir bahçe toplantısında konuşuyor olun, ister bir aday ile veya çocuklarınızla, sözlerinizin ardına coşkuyu yerleştirin. Konuşmanıza canlılık verdiğinizde, otomatik olarak kendinize canlılık katmış olursunuz.

Ailenize iyi haberler getirin. Onlara o gün yaşadığınız iyi bir şeyden bahsedin. Yaşadığınız güzel, hoş şeyleri anımsayın. Hoş olmayan şeylerin unutulup, yok olmasını hızlandırmış olun. İyi haberler yayın. Kötü haberlerden bahsetmenin hiçbir yararı yoktur. Sadece ailenizin endişe duymasına ve sinirlerinin gerilmesine neden olur. Evinize her gün biraz gün ışığı getirin.

"Sen önemlisin" tutumunu geliştirin:

Çok önemli bir gerçek vardır. Her bir birey, Hindistan’da da Indianapolis’te de yaşasa, cahil de olsa, zeki de, medeni de olsa, ilkel de, genç de olsa, yaşlı da, şu arzuya sahiptir: Önemli olduğunu hissetmek. Önemli olmak arzusu, bir insanın biyolojik olmayan en güçlü, en zorlayıcı açlığıdır.

“Sen önemsiz birisin” tutumunun baskın çıkmasının bir nedeni vardır. Pek çok insan karşısındaki kişiye bakar ve şöyle düşünür; “Bana hiçbir faydası yok. O halde önemli birisi değil.” İşte burada insanlar çok basit bir hata yapmış oluyor. Karşınızdaki kişi statüsü veya gelir düzeyi fark etmeksizin iki dev sebepten dolayı sizin için önemlidir.
İlki, eğer birine önemli olduğunu hissettirirseniz sizin için daha çok şey yapar. Diğerlerinin kendilerini önemli hissetmelerine yardımcı olmak size ödül kazandırır, çünkü bu sayede siz de daha önemli olduğunuzu hissedersiniz. Deneyin ve görün, takdir etmede tecrübe sahibi olun.

Diğer insanların yaptıklarından dolayı, onları takdir edeceğinizi bilmelerini bir kural haline getirin. Takdir etmeyi, diğerlerinin onlara ne kadar bağımlı olduğunuzu bilmelerini sağlayarak tatbik edin. Dürüst, kendinize özgü komplimanlar kullanarak, insanları takdir edin. İnsanlar komplimanlar ile büyür ve gelişir. İster 2 veya 20 ister 9 veya 90 yaşında olsunlar, insanlar övülmenin özlemini duyar.

Övgüyü sadece büyük başarılar için saklamanız gerektiğini sanmayın. İnsanları küçük şeylerle ilgili olarak da övün; görünümleri, rutin işlerini yapma tarzları, fikirleri, yardımseverlikleri. İnsanlara başarmış oldukları konular hakkında kişisel notlar yazarak övgüde bulunun. İnsanları “çok önemli kişiler”, “önemli kişiler”, “önemsiz kişiler” diye sınıflandırmak için zaman ve enerji harcamayın. İstisnasız; ister çöpçü olsun ister bir şirketin genel müdürü sizin için herkes önemlidir. Bir insana ikinci sınıf muamelesi yapmak size birinci sınıf sonuçlar kazandırmaz.

İnsanlar hakkında olumlu düşün:

Kişilik Geliştirme
Kural şudur: Başarı diğer insanların desteğine bağlıdır. Sizinle, olmak istediğiniz siz arasındaki tek engel diğer insanların desteğidir. Eğer almazlarsa başarısız olur. Benzer şekilde, bir üniversite rektörü eğitim programının takip edilmesi için profesörlerine, bir politikacı seçilmek için oy kullanan vatandaşlarına, bir yazar da yazdıklarını okuyacak okura bağlıdır. Şimdi şunu sorma zamanı; “Tamam, istediğim başarıya ulaşmak için diğerlerine bağlı olduğumu kabul ediyorum. Peki bu kişilerin beni desteklemesi ve liderliğimi kabul etmesi için ne yapmak zorundayım?” Cevap tek bir cümleyle özetlenebilir: İnsanlara karşı olumlu düşünün. Böyle yaptığınızda sizden hoşlanacak ve sizi destekleyeceklerdir. 

Şu noktayı netleştirelim: Kişi bir üst seviyeye çekilmez, kaldırılır. Bugün, bu çağda kimsenin bir kişiyi, işinde bir üst makama çekecek zamanı ve sabrı yoktur. Kendisi hakkındaki bilgiler, hangi kişiyi diğerlerinden daha yukarıda gösteriyorsa o seçilir. Daha üst seviyelere, sevilebilir, insanlarla ilgili kişiler olduğumuzu bilenler tarafından kaldırılırız. Kurduğunuz her arkadaşlık sizi bir birim daha yukarı kaldırır. Ve sevilebilir biri olmak, sizi kaldırılması daha kolay biri yapar. Ama sakın arkadaşlık satın almaya çalışmayın; çünkü arkadaşlık satılık değildir. Arkadaşlık kurmada hediye vermek harika bir deneyimdir. Tabii eğer bunun arkasında bir samimiyet, o kişiye hediye vermeden duyulan bir hoşnutluk varsa. Gerçek samimiyet olmazsa, verilen hediye bedel ödeme veya rüşvetten başka bir şey değildir.

Dostluklar satın alınamaz. Bunu denersek iki biçimde kaybederiz:
1. Para harcamış oluruz,
2. Kendimizi küçültmüş oluruz.

Arkadaşlık kurmada ilk adımı siz atın, liderler hep böyle yapar. Kendimize şunu söylemek çok kolay ve doğaldır; “İlk adımı o atsın”, “önce onlar bizi arasın”, “önce o konuşsun”. Aslında insanları tanımak konusunda ilk adımı atmak, bir liderlik vasfıdır. Büyük bir grup içindeyken şu önemli şeyi gözleyin: Ortalıktaki en önemli kişi, kendini tanıtmada en aktif olan kişidir.

İnsanlara karşı olumlu düşünün. Bir arkadaşımın ifade ettiği gibi, “Ben onun için önemli olmayabilirim ama, o benim için önemli. İşte bu nedenle onu tanımak zorundayım.” İnsanların asansör beklerken, nasıl donuk kaldıkları hiç dikkatinizi çekti mi? Yanlarında biri olmadığı sürece, insanlar dönüp de beklemekte olan diğer kişilere tek bir kelime bile söylemezler. Tanımadığınız birine hoş bir laf ettiğinizde, kendisini bir derece daha iyi hissetmesini sağlamış olursunuz. Bu da kendinizi daha iyi hissetmenizi ve rahatlamanızı sağlar. Tanımadığınız birine hoş bir şey söylediğiniz her seferinde, karşılığını kendinizde bulursunuz. Bu tıpkı soğuk bir kış sabahı arabanızı ısıtmak gibidir.

Küçük bir girişimle, dostluk kazanmanın yolları:

Mükemmel kişi yoktur!

Kendime ait yüzlerce deneyim şunu ortaya çıkarmıştır. En çok konuşan kişi, ile en başarılı kişinin aynı olması, çok az bir ihtimaldir. Neredeyse istisnasız, kişi muhabbet cömertliği konusunda ne kadar başarılı ise,  o denli deneyimlidir. Yani karşısındaki kişiyi kendisi, görüşleri, başarıları, ailesi, işi, problemleri hakkında konuşmaya teşvik eder. Sıradan insan, dünyada her şeyden çok, kendisi hakkında konuşmayı tercih eder. Ona bu şansı verdiğinizde, bundan dolayı sizi çok sever. Muhabbet cömertliği, arkadaş sahibi olmanın en kolay, en basit ve en emin yoludur. Muhabbetlerin çok konuşanı olmayın. Dinleyin, arkadaş edinin, öğrenin. Bir başka kişiyle ilişkilerinizde gösterilen kibarlık kullanabileceğiniz en hoş ilaçtır. 

Aktif olma alışkanlığı edinin

Her büyük işin, faaliyeti düşünen bir kişiye gereksinimi vardır; ister bir işletmeyi, büyük bir satış bölümünü yönetmek olsun, ister bilim, askerlik veya hükümet konumlarında olsun farketmez. Kilit pozisyonlar için eleman arayan üst düzey yöneticiler, şu tür sorulara cevap ararlar; “İşi yapacak mı”, “İşleyebilecek mi?”, “Kendi kendine başlayabilir mi?”, “Sonuç alabilir mi, yoksa sadece ağzı laf mı yapıyor?”
Tüm bu soruların tek bir amacı var: Kişinin faaliyet adamı olup olmadığını anlamak.

İnsanları inceledikce, gerek başarılı, gerekse ortalama insanları, insanların iki gruba ayrıldığını göreceksiniz. Başarılı olanlar aktiftir; onlara “canlandırıcı” diyeceğiz. Ortalama, sıradan, başarısızlar ise pasiftir. Onlara da “bezgin” diyeceğiz. "Bay canlı" yapar, bay "bezgin" ise yapacaktır, ama yapmaz. Herkes canlı olmak ister. O halde aktif olma alışkanlığı edinelim. Birçok bezgin kişi harekete geçmeden önce, şartlar yüzde yüz uygun olana dek, beklemede ısrar eder. Mükemmeliyetçiliğe oldukça arzu duyulur. Ama insan yapısı veya insan tasarımı olan hiçbir şey, mutlak biçimde mükemmel değildir; olamaz. O nedenle koşullar mükemmel olana dek beklemek sonsuza dek beklemek demektir.

Şu iki düşünceyi zihninizin derinliklerine yerleştirin. Önce fikirlerinizi hayata geçirerek, onlara değerini verin. Bir fikir ne kadar iyi olursa olsun, onunla bir şey yapmadığınız süre, hiçbir şey elde edemezsiniz. İkincisi fikirlerinizi hayata geçirdiğinizde, zihinsel sükunete kavuşursunuz. Birisi bir zamanlar şöyle demişti: Her gün birilerinin şuna benzer şeyler söylediklerini duyarsınız: “Öyle olacağı içime doğmuştu. Keşke bir şey yapmış olsaydım”. İyi bir fikir, hayata geçirilmezse, korkunç bir psikolojik ağrı yapar. Ama gerçekleştirilen iyi bir fikir, müthiş bir zihinsel tatmin verir.

İyi bir fikriniz varsa, bir şeyler yapın:

Korkuyu yenip, kendinize güven gelmesini sağlamak için harekete geçin. Hareket; güveni besler ve güçlendirir. Her türlü hareketsizlik ise korkuyu besler. Korkuyla mücadele etmek için hareket edin. Korkuyu arttırmak için ise bekleyin, erteleyin. Her türlü korku ile mücadele etmenin yolu harekete geçmektir.

O telefon görüşmesini yapmaktan dolayı korkuyor musunuz? Arayın ve korkunuzun kaybolduğunu görün. Ertelerseniz, aramak giderek daha da zorlaşacaktır. Check-up için doktora gitmeye korkuyor musunuz? Gidin ve korkunuzun yok olduğunu görün. Büyük bir olasılıkla bir hastalık çıkmayacaktır ve eğer çıkarsa, ne yapmanız gerektiğini öğrenmiş olacaksınız. Eğer ertelerseniz, korkuyu gerçekten sizi hasta edene dek beslemiş olursunuz. Harekete geçerek, korkuyu yok edin.

Kağıda bir düşüncenizi yazarken, tüm dikkatiniz o düşünce üzerine odaklanır. İşte bu nedenle zihin bir şey düşünürken, başka bir düşünceyi kağıda aktarabilecek biçimde tasarlanmamıştır. Kağıda yazarken, zihninize de yazarsınız. Eğer bir düşüncenizi kağıda yazarsanız, bunu daha uzun süre ve daha net olarak anımsayabileceğiniz yapılan testlerle ispatlanmıştır. Ve konsantre olmak için kağıt-kalem tekniğini kullanma konusunda, bir kez uzman oldunuz mu, gürültülü veya benzeri dikkat dağıtıcı ortamlarda da düşünebilirsiniz. Düşünmek istediğinizde yazmaya, kağıdı karalamaya veya diyagramlar çizmeye başlayın. İlham perinizi harekete geçirin.

Yenilgiyi zafere dönüştürün

Her kötü durumdan ders alın. Kişisel olarak bir engelle karşılaştığımızda ilk tepkimiz çoğunlukla duygusal olarak kırılmak olur, bu nedenle ders almayı başaramayız. Kötü durumları zafere çevirebilirsiniz. Alınacak dersi alın, uygulayın sonra da başarısızlığınıza dönüp gülümseyin. Yenilgi, sadece aklın anlık bir halidir. Başka bir şey değil. Yenilmek, eğer ondan bir şey öğrenirsek değerlidir.

Biz insanoğulları meraklı yaratıklarız. Başarılarımıza karşı övgü almaya hemen hazırız. Kazandığımızda, tüm dünyanın bunu bilmesini isteriz. Diğerlerinin size bakıp da, “bak şunu yapan kişi geçiyor” demelerini beklemek çok doğaldır. Ancak insanoğlu kötü durumlara karşı kişileri suçlamak konusunda da bayağı hızlı davranır. Satışlar düştüğünde, satıcının müşterileri suçlaması çok doğaldır. İşler yoldan çıktığında, bir yöneticinin işçileri veya diğer yöneticileri suçlaması doğaldır. Tartışma ve ailevi problemlerden dolayı eşlerin birbirini suçlaması da çok doğaldır.

Bu karmaşık dünyada insanlar bize çelme takabilir. Ama bunun kendimize taktığımız çelmelerden daha fazla olmadığı da kesindir. Kişisel yetersizlik veya hatalardan dolayı kaybederiz. Kendinizi şu şekilde koşullayın. Nesnel olun. Kendinizi cam bir kavanoza koyup, konuyla ilgisi olmayan üçüncü şahısların gözüyle kendinize bakın. Bakalım daha önce hiç dikkat etmediğiniz bir zayıflığınız var mı? Eğer varsa, bunu düzeltmek için harekete geçin. Birçok insan kendisine o kadar alışmıştır ki, ilerlemek için gereken yolları göremez.

Kişinin kendini eleştirmesi yapıcı bir tutumdur. Yeteneksizliklerinizden kaçmayın. Gerçek profesyoneller gibi olun. Onlar hata ve yetersizliklerini araştırır ve sonra onları düzeltirler. İşte bu yüzden profesyoneldirler. Hatalarınızı tabii ki kendinize “işte sürekli kaybeden biriyim ben” demek için bulmaya çalışmayın. Bunun yerine hatalarınızı “işte başarılı olmamı sağlayacak bir başka neden” tutumuyla ele alın.

Şansı suçlayacağınıza kötü deneyimlerinizi inceleyin. Kaybettiğinizde öğrenin. Pek çok kişi sıradan hayatını açıklamak için ‘kör talih’, ‘kötü şans’, gibi kavramları kullanır. Bu kişiler hala sempati arayan, prematüre (olgunlaşmamış) çocuklardır. Farkında olmadıkları için daha büyük, güçlü ve kendine güvenen birisi olmalarını sağlayacak fırsatları göremezler.

Küçük bir engelle karşılaştığınızda, tüm projeyi terk etmeyin. Bunun yerine bırakın, zihinsel olarak yeniden başlayın. Müzik çalmak, yürüyüş yapmak, veya şekerleme yapmak gibi, basit şeyleri deneyin. Sonra yeniden geri döndüğünüzde, çözüm çoğu zaman siz farkında olmadan gelir.

Büyümemize yardımcı olacak hedefler

Hedef, bir amaç, bir erektir. Hedef düşten öte bir şeydir. Hedef hayata geçirilen düşlerdir. Hedef, belli belirsiz bir “ah keşke yapabilsem” demekten öte bir şeydir. Hedef bellidir; “İşte ulaşmak istediğim şey bu”. Hedef belirlenmediği süre, hiçbir şey olmaz, ileriye doğru bir adım bile atılmış olmaz. Hedef olmazsa, kişi hayatı boyunca başıboş dolaşır durur, nereye gittiğinin farkında olmadan düşe kalka ilerler. O nedenle, hiçbir yere ulaşamaz. Hedefler başarı için en zorunlu bileşendir.

Önemli olan şey nerede olduğunuz değil, nerede olmak istediğinizdir. İleriye dönük işlerden her birimizin alacağı çok önemli dersler vardır. Önümüzdeki 10 yıl için plan yapabiliriz ve yapmalıyız. On sene sonra, hangi imaja sahip olmak istiyorsanız, onu şimdiden oluşturmaya başlamalısınız. Hepimizin arzuları vardır. Hepimiz gerçekten yapmak istediğiniz şeylerin hayalini kurarız. Ancak çok azımız arzularını gerçekleştirir, çoğumuz onları öldürür.

İntihar etmek için beş silah kullanılır, onları imha edin, çünkü çok tehlikeliler.
Bu öldürücü silahlardan kurtulun. Unutmayın, tümüyle güçlü olmak, ilerlemek için yapılması gereken tek şey ne istiyorsanız onu yapmaktır. Başarılı insanların büyük çoğunluğu haftada 40 saatten fazla çalışır. Ve onların fazla işten dolayı yakındıklarını duyamazsınız. Başarılı insanların gözleri hedeflerine odaklanmıştır ve bu da onlara enerji sağlar.

Hiçbir şekilde terk edilmeyen bir hedefe sahip olmanın en ilgi çekici yanı, bunun kişiyi, hedefe ulaştırmak için sürekli ayakta tutmasıdır. Bu boş bir laf değildir. Olan şudur: Hedefinizle kuşatıldığınızda, hedefin kendisi bilinçaltınıza yerleşir. Bilinçaltınız daima dengededir. Öte yandan bilinçaltınızın düşündüğü şeyleri, ayarlamadığı sürece, bilinciniz dengede değildir. Bilinçaltından destek gelmediği sürece, kişi şüpheci, kararsız ve çekingendir. Oysa hedef bilinçaltınıza yerleştiğinde, siz otomatik olarak doğru reaksiyonu göstermeye başlarsınız. Bilinciniz doğru ve net düşünmeye her zaman açıktır.

Tulane Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden insan ömrü konusunda uzman bir kişi olan Dr. George E. Burch’e göre, bir insanın ne kadar yaşayacağı birçok şeye bağlıdır: Ağırlık, kalıtım, beslenme, ruhi tansiyon, kişisel alışkanlıklar. Ama Dr. Burch Şöyle demektedir: “Sona ulaşmanın en hızlı yolu, emekli olup hiçbir şey yapmamaktır. Her bir insan yaşamını sürdürmek için, hayata olan ilgisini sürdürmelidir.”

Her birimizin de seçme şansı var. Emeklilik, bir başlangıç da olabilir, bir son da. “Ye-iç-yat-kalk-başka-bir-şey-yapma” tutumu emeklinin kendini hızla zehirleme biçimidir. Emekliliği amaçlı yaşamanın sonu olarak gören kişilerin çoğu, kısa sürede, aslında emekliliğin yaşamın kendisinin sonu olduğunu görür. Yaşamak için bir neden, bir hedef yoksa, insanlar hızla kendilerini tüketir.

Askeri liderlerin ne yaptığına bakın. Bir hedefe ulaşmak için, temel bir planın yanı sıra, alternatif planlar da yaparlar. Eğer A planının yapılmasını engelleyen ve önceden görülmemiş bir şey çıkarsa, hemen B planına geçerler. Oldukça büyük başarılar elde etmiş bir kişinin alternatif yollar kullanmamış olduğu, çok az rastlanır bir durumdur. Çoğu kullanmıştır. Plan değiştirdiğinizde, hedeflerinizi değiştirmek zorunda değilsiniz. Sadece farklı bir yol kullanırsınız.

Bir kişinin ne kadar iyi eğitim almış olması, zihninin ne denli gelişmiş olmasıyla ölçülür, kısaca nasıl düşündüğüyle. Düşünce yeteneğini geliştiren her şey, eğitimdir.

Bir Lider gibi düşünün

Bu dört liderlik ilkesi:
1. Etkilemek istediğiniz insanların anlayacağı dili konuşun
2. Düşünün: Bunu ele almanın insani yolu nedir?
3. İlerlemeyi düşünün, ilerlemeye inanın, ilerlemek üzere atılın
4. Kendi kendinize akıl danışmak için zaman ayırın

Etkilemek istediğiniz İnsanların dilini konuşun

İnsanlarla anlayacakları dili konuşmak, onlara yaptırmak istediğiniz şeyleri, yapmalarını sağlamanın büyülü bir yoludur. Önemli olan nokta şu: Diğer insanların yapmalarını istediğimiz şeyleri yapmalarını sağlamak için, onların gözüyle görebilmemiz gerekir. Karşımızdakinin diliyle konuştuğumuzda, onları etkilemenin büyüsü etkili biçimde görünür.

Şu soruyu aklınızdan çıkarmayın: “Karşımdaki kişiyle yer değiştirseydim, bu konuyla ilgili olarak ne düşünürdüm?” Bu daha başarılı hareket etmenizi sağlar. Başkalarının anlayacağı dili konuşma ilkesini kendiniz için hayata geçirin.

Düşünün: Bunu ele almanın insani yolu nedir?

İkinci liderlik yaklaşımı soğuk, mekanik, “ben-kuralları-uygularım” yaklaşımıdır. Bu yaklaşımı benimseyen kişi, her şeyi kitabına göre ele alır. Her kural, politika veya planın olağan durumlar için yardım çantası niteliğinde olduğunu anlamaz. Bu sözde-liderler, insanları makine gibi algılar. İnsanların en sevmedikleri şey makine yerine konulmaktır. Soğuk, kişisel olmayan, verimlilik uzmanı, ideal lider değildir. Onun için çalışan “makineler” ancak enerjilerinin bir kısmını işe verir.

Olağanüstü liderlik zirvelerine çıkan kişi “insan olmak” dediğimiz üçüncü yaklaşımı sergileyen kişidir. Daha iyi bir lider olmak için “insan ol” yaklaşımını kullanmanın iki yolu vardır. İlki insanlarla ilgili zor bir durumla her karşılaşmanızda kendinize şunu sorun; “Bunu ele almanın insani biçimi nedir”? Alaycı olmayın, kin'dar olmayın. İnsanları küçük düşürmekten kaçının. Şunu sorun; “İnsanları ele almanın insani biçimi nedir?” Bu karşılığını her zaman öder. Er ya da geç ama daima.

“İnsan ol” yaklaşımından fayda sağlamanın ikinci yolu, hareketleriniz ile önce karşınızdakini düşündüğünüzü göstermektir. Elemanlarınızın iş dışı faaliyetlerine ilgi gösterin. Herkese saygı duyun. Kendinize daima şunu anımsatın; yaşamanın temel amacı ondan zevk almaktır. Genel kural olarak bir kişiye ne kadar ilgi gösterirseniz, o kişi size o kadar çok şey verir. Ve onun size verdikleri, de sizi daha büyük başarılara götürür.

İlerlemeyi düşünün ve inanın, ilerlemek üzere atılın

Kendi kendinize akıl danışın - düşünme gücünüzü geliştirin


Liderleri meşgul insanlar olarak biliriz ve öyledirler. Liderlik her şeyle ilgili olmayı gerektirir. Ancak çoğu zaman liderler zamanlarını düşünceleriyle tek başına  geçirirler.  Pek çok başarılı yönetici, gün boyunca yardımcıların, sekreterlerin, telefonların ve raporların kuşatması altındadır. Ancak onları haftanın 168 veya ayın 720 saati izlerseniz, uzun süre kesintisiz düşünmekle geçirebildiklerini görürsünüz.

Önemli olan nokta şudur: Her alandaki başarılı insanlar, kendilerine akıl danışacak zaman bulurlar. Liderler, bir problemin parçalarını birleştirmek, çözüm üretmek, veya plan yapmak için, yalnızlığı kullanır. Tek bir cümleyle söylemek gerekirse; yoğun düşünmek için. Birçok insan yaratıcı liderlik gücünü ortaya çıkarmayı başaramaz, çünkü kendilerinden başka herkese ve her şeye akıl danışırlar. Bu tür insanları iyi bilirsiniz. Hiçbir şeyi tek başlarına yapmazlar, çevrelerini insanla doldururlar. Odalarında tek başına oturamazlar; ortalıkta dolaşarak diğer insanların yanlarına giderler. Akşamları tek başına geçirdiklerine ender rastlanır.

Şartlar bu kişileri fiziksel olarak yalnız kalmaya zorlarsa, zihinsel olarak yalnız kalmamanın yollarını bulurlar. Bu gibi durumlarda televizyon, gazete, radyo, telefon vb. gibi düşünme işlemini ortadan kaldıracak araçlara sığınırlar. Sakın Bay “Yalnız-Kalmaya-Dayanamam” gibi biri olmayın. Başarılı liderler yalnız kalarak, süper güçlerini gün ışığına çıkarırlar. Siz de bunu yapabilirsiniz. Her gün en az yarım saatinizi kendinize ayırmak için hemen şimdi karar verin. Belki sabahın erken saatlerinde kimse kalkmadan kendinize vakit ayırabilirsiniz. Belki de gecenin geç bir saati daha iyidir bu iş için. Önemli olan nokta zihninizin açık olduğu ve rahatsız edilmeyeceğiniz bir zamanı seçmektir.

Bu zamanı iki türlü düşünerek geçirebilirsiniz: Doğrudan ve dolaylı. Doğrudan düşünme için karşı karşıya olduğunuz en önemli sorunu ele alın. Yalnızlık ortamında, zihniniz problemi nesnel olarak inceleyebilecek ve sizi doğru cevaba götürecektir. Dolaylı düşünme için, zihninizi bırakın, ne düşünmek istiyorsa onu düşünsün. Bu gibi zamanlarda bilinçaltınız bellek bankanızı açar, o da bilincinizi beslemeye başlar. Dolaylı düşünme, kendini değerlendirmede oldukça yardımcıdır. “Daha iyi nasıl olabilirim? Bir sonraki adımım ne olabilir?” gibisinden temel konularda cevaplar bulmanızı sağlar. Unutmayın, liderin temel işi düşünmektir, her gün düzenli olarak düşünmeye zaman ayırın ve nasıl başarılı olacağınızı düşünün.

Kaynak:
Büyük Düşünmenin Büyüsü / The Magic of Thinking Big
Dr. David J. SCHWARTZ

Neye Odaklanırsan Onda Yücelirsin

Tamamı #BU Adresten alıntı olan Makaleyi Aslında kendime not olarak paylaşıyorum , sizler de kaynağından okuyabilirsiniz.

Neye yoğunlaşırsan, onu güçlendirirsin!

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın 
İki Kurt ve yaşlı Kızılderili
İnsan neye yoğunlaşırsa, onu güçlendirir
Olumsuz düşünceler ve Hastalıklar
Küçük Ruh

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın

kişilik
Nankör dünya deriz, hepimiz biliriz bu sözün ardında yatan duyguyu. Hayal kırıklığı deriz, üzülür hüsrana uğrarız. Efendim, kurma hayal o halde, herşeyi olduğu gibi gör ve boğulma hüsrana, beklentilerin gerçekleşmedi diye.

Bu dünya kuralı şöyle işliyor: bin tane iyilik yaparsın birine, bir kere de kötülük; ama bin iyiliğin değil, bir kötülüğün bedelini alırsın. İnsan öyle bir yaratık ki, bir kötülük uğruna, bin iyiliği feda eder, tüm hatırları yakar geçer. Ben bugüne dek pek nadir hatır bilen ve bağışlayıcı geniş bir zihniyete sahip insana rastladım. Benlik dramları içinde, en ufak bir terslikde, sevdikleri insanları dahi ayaklar altına alarak, çarmığa gerer gibi cezalara tabi tutar insanların çoğu.

''Bana dokunmayan yılan bin yaşasın'' sözü bu zihniyeti güzel bir şekilde ifade eder, çünkü asıl mesele bu sözün sonrasındadır: ''...ama dokunursa mahvederim, öldürürüm'' gelir cümlenin tamamlanmışında.

Kendini, benliğini az çok aşmış kişiler, bu dramların içinde yer alsalarda, yaptıkları herşey karşısında, daha beklentisiz kalmayı başarırlar. İyilikleri beklentisiz yaparlar, kötülükleri ise kötülükten ziyade, anlaşılmayan iyiliktir aslında. Birine tokat atmak, genelde kötü bir davranıştır ama, bir an korkup da şoka giren insana tokat atmak iyilikdir. Bir davranışın arkasında yatan amaçtır, bu göreceli dünyada iyiyi kötüyü belirleyen. Sevgiyle yapılan hiçbir şey kötü değildir, ama egonun amaçlarına hizmet eden iyilik dahi, iyilik değildir. Menfaatleri beslemektir en iyi şartlarda.

Bilgeler iyi ve kötüyü ayırt etmezler, onlar her an'ın içinde tek doğru davranışı uygularlar. Bu karşıtlar dünyasının sınırlarını aşmış olanlar için karşıtlar artık yoktur. Tekliğin içinde gerçeğe hizmet ederler ve ayrım yapmazlar, yapamazlar.

Bu mükemmel tutumu günümüz insanı uygulayamasa da, en azından daha duyarlı olarak kendi nefsini dizginlemeyi öğrenerek ve uygulayarak daha az zemin verir kederlere. Kederin tarlası olan egonun toprağı çürütüldüğünde, tohumları açmaz, susuz bırakıldığında, yok olur gider. Bunu uygulamak dikkat gerektirir. Kişi kendini devamlı izlemeli ve ne yaptığının, ne düşündüğünün farkında olmalı ki, değişim rüzgarları yelkenlerine dolsun, onu bilinmeyen deryalara, gerçek güzelliklere götürsün.

Buram buram özgürlük kokan o okyanus, dünyadan ve beklentilerinden bağımsızlaşan kaptanların rotasıdır. Ve bu dünyada yaşanılası tek hayat o sulardadır. O suların haricinde yaşanan hayatlar, cehennemin kendisidir, kişi bunun farkında olsada olmasada.

Her acılı nefret dolu tepki, her hastalık, her üzüntü, her keder, her saldırı, tüm karşıtlar içinde çalkalanan düşünceler, ayrımcılık, hüsranla biten aşklar, dünyaya ve başkalarına ümit bağlamalar, yoksunluk, acizlik duygusu, kişilere karşı beslenen tutkular, para, mal, mülk, eğlence sevdası, saymakla bitmeyen daha nice şeylerin hepsi cehennemin ateşini harlatır ve kişiye ŞİMDİ ve BURADA kendi özel cehennemini yaşatır. Bunun haricinde başka bir cehennem yoktur. Allah'ı, Tanrı'yı ceza olarak cehennem yarattı diyerek açıklamak, O'nu inkar etmektir. Sevgi olan O, sevgiden gayrı birşey yaratmaz. Ceza sevginin bir ürünü değildir ve kendini dünyada hükümdar ilan etmiş olan egonun bir uydurmasıdır, korkular üzerine kurulan bu rüyanın tanrısıdır, o cezalar, günahlar ve ödüller tanrısı.

Sen her an kendi hayatının senaristi ve baş oyuncususun. Cennet ve cehennem öldükten sonra, gideceğin bir yer değildir, onlar birer seçimdir şimdi ve buradadır. Kişinin hangi tarafıyla hayatını yaşadığının sonucudur. Hayatının rejisörü egon ise, cehennemdesin, eğer Öz'ün hayatını belirliyor ve sana rehberlik ediyorsa, cennettesin. İşte bu kadar. Başka birşey yok bu dünya rüyasında. Biri seni daha derin kâbuslara gömer, diğeri ise tatlı bir uyanışa götürür. Ve bugüne kadar neyi seçtiğin önemli değil, çünkü her an yeniden seçebilirsin. (BenSiz)

sarı çizgi

İki Kurt ve yaşlı Kızılderili

İki Kurt
Yaşlı, bilge Cherokee Kızılderili, torununa ders veriyordu.

"İçimde çok şiddetli bir kavga süregidiyor. Bu kavga iki Kurt arasında cereyan ediyor. Bu kurtlardan birisi öfkeyi, ihaneti, hainliği, kıskançlığı, açgözlülüğü, kibiri, hırsı, suçluluğu, aşağılama duygusunu, yalanları, yapmacık gururu, üstünlük taslamayı ve egoyu temsil ediyor.

Diğeri ise huzuru, ahlakı, umudu, özgürlüğü, sevgiyi, nezaketi, gelişmeyi, inancı, yardımseverliği, anlayışı, cömertliği, dostluğu, merhameti, hakikatçılığı ve alçakgönüllülüğü temsil ediyor. Aynı kavga sizin içinizde ve diğer insanların içinde de cereyan ediyor.

Çocuk bir müddet düşünür ve dedesine sorar:

Hangi Kurt bu kavgayı kazanır?

Yaşlı Cherokee Kızılderili hemen cevaplar:

Beslediğin Kurt kazanır.

sarı çizgi

İnsan neye yoğunlaşırsa, onu güçlendirir

İnsan neye dikkat eder, neye yoğunlaşırsa onu güçlendirir veya kendi  iradesinin hakimiyetini ona kaptırır. Kızılderili bilgenin eğitimde profilini çizdiği kurt tasvirine ayna tuttuğumuzda, toplumumuzun her alanında bu olgu karşımıza çıkar. Bir taraf kazanmak için güçlü olan şahsiyetini, karakterini beslemekte, diğer taraf ise insan olmanın olumsuz özelliklerini besleyerek, kendi zaferini aramaktadır. Bilgenin kurt tasviri ile anlattığı insanlar arasında mücadele, insanoğlu varolduğu günden itibaren süregelmektedir, ancak içinde bulunduğumuz çağ neredeyse sona erecek, yeni bir çağ başlayacaktır.

Bizler neye inanıyorsak, neyin karakter yansımasını taşıyorsak, o mânada içimizde beslediğimiz kurtlara dikkat etmeliyiz. Toplumun idealizmi adına yön tayin eden fikir sahipleri, özellikle bu konuya oldukça hassas yaklaşmalı ve bilgenin bahsettiği iki kurt modelinden iyiyi temsil edeni beslemelidir.

Kendi düşünce ve fikirlerine hizmet etme anlayışında olanlar, bu mânada her erdem insanın yapması gerektiği gibi, içinde beslemesi gereken kurt modelinin farkında olmalı ve bunun mücadelesini vermelidir.

sarı çizgi

Olumsuz düşünceler ve Hastalıklar

Olumsuz Düşünceler
Yaşamlarımızı sürdürme tarzımıza dair aldığımız kararların bazılarının sınırları belirgin değildir. Bu yalnızca çok fazla alkol almak, ya da halisünojenik ilaçlar kullanmak gibi şeyler değildir, bazen çok daha ince ve subtil bir şeydir. Bazen zihne alınan şeyler, ya da bize hizmet etmeyen ve sağlıklı yaşamlar sürmemize engel olan düşünceleri zihne doldurmaktır bu.

Gençken, bazı insanlara karşı olumsuz düşünmekle kalmamış, açıkcası bu düşünceleri beslemiştim bile. Yani bu davranışım bir tutku haline gelmiş ve bir şekilde, kendimi daha iyi hissetmemi sağlıyordu.

Bunu kabul etmek zor ama bazı insanlara karşı hissettiğim kızgınlıktan ya da duyduğum hoşnutsuzluklardan haz alan bir tarafım vardı. Ve gördüm ki, bir yönümü geliştiren bu kızgınlık, diğer yönümü çok yıkıcı şeylerle besliyordu.

Bilirsiniz, kızgın insanlar, az da olsa, sürekli kalp krizi geçirirler, mide sorunlarından kurtulamazlar, ülsere yakalanırlar, olumsuz fiziksel durumlar deneyimlerler. Başka bir deyişle, sürekli neşeli olup da sürekli hasta olan insan pek yoktur. İstisnalar tabi ki var, ancak şunu söylemek lazım ki, genelde kişi ne kadar olumluysa okadar sağlıklıdır. Ve tersine, genellikle sağlıksız olan insanlar, sürekli şundan bundan, ya da ondan bundan yakınanlardır.

Kronik hastalıkları olanlar, genelde yaşamla ilgili olumsuz düşünceleri besleyen ve kendilerini olumsuz enerjilerle sarmalayanlardır. Bu olumsuz enerjilerin bazıları, kızgınlık ve dargınlıktır. Başkalarına, yaşamlarında, şimdiye kadar oynadıkları rollerden ötürü, darılan, eski günlerin acısını sanki şu anda, burada oluyormuş gibi bugüne taşıyan insanlardan bahsediyorum.

İnsan mekanizmasını, insan organizmasını, içinde yaşadığımız bu biyolojik evi "geçmiş anılardan" gelen, çözülmemiş olumsuz düşünce ve duygular kadar başka hiçbir şey yıpratamaz. Bu duygu ve düşünceler, kim yada ne olduğumuzu belirler. Geçmişte yaşanan olumsuzluklar, zihinde hala yer aldığı sürece (çözülmediği sürece) olumsuz kimliğimiz var olmaya devam eder.

Bu nedenle sağlıklı yaşamanın anahtarı bağışlamaktır. Bunu her iki açıdan da kastediyorum. Yaşam, almak için değil bağışlamak (vermek) içindir. İlahi şifayı öğrenmedikçe ve yaralarımıza bağışlayıcılığın merhemini sürmedikçe, bu yaralar (dıştaki sıyrıklar kapandıktan sonraları bile) içimizde yayılmaya devam edecektir. Ve yaşlanınca çok zorlayıcı psikolojik sorunlar yaşayacak, ama bunların neden kaynaklandığını bilemeyeceğiz.

Anladım ki, olumlu olmayan davranışların dışındaki her şey, insanı hasta edebilir. En ufak olumsuzluklar bile, tekrarlandığında, bedende hastalık ve rahatsızlığa neden olabilecek etkiler yaratabilir.

Aslında düşüncelerimde olumsuz olduğum zamanların sayısı çok şaşırtıcıydı. "Asla başaramam" ya da "bu bana asla olmaz" gibi basit yada daha büyük olumsuz düşünceler. Böylelikle bana çektirdikleri olumsuz enerjilerle sarmalanmamak için, gitgide zihnime giren düşünceleri, özellikle diğer insanlar için düşündüğüm olsumsuzlukları kontrol etmeyi öğrendim. (Neal Donald Walsch )

sarı çizgi

Küçük Ruh

Küçük Ruh
Günün birinde küçük Ruh Tanrıya gider ve ona heyecan içinde "Ben kim olduğumu biliyorum" der. Tanrı; "Peki sen kimsin?" der. Küçük Ruh "Ben Işığım" der ve Tanrı "Doğru sen Işıksın" der.

Küçük Ruh bir an düşünür ve "ben Işık olduğumu biliyorum ama Işık olmayı kendim deneyimlemek istiyorum. Kendi deneyimlerimle bilmek istiyorum." der.

Tanrı "Oh anladım, sen halihazırda olduğun şeyi deneyimlemek istiyorsun." der. Küçük Ruh "Evet istediğim budur, kendimi Işık olarak deneyimlemek istiyorum, sadece bilmek yetmiyor. Işık olmayı yaşamak istiyorum."

"Bunu anlayabiliyorum" der Tanrı, "Ancak bu zor bir iş. Çünkü yarattığım Işıktan başka bir şey yok ortada ve senin Işığın Güneşin içindeki bir Mum gibi, sen orada milyarlarca başka Mumların arasındasın ve hepiniz birlikte Güneşi oluşturuyorsunuz. Bu Mumlardan bir tanesi dahi olmazsa Güneş de olmaz. Işıkların arasında ışığını fark etmek istiyorsan bu oldukça karışık bir bilmece."

"İyi ama sen Tanrısın, bir çözüm bulursun" der küçük Ruh. "Düşündüm ve buldum" der Tanrı bir süre sonra. "Kendini Işıkların içinde bir Işık olarak fark etmen imkansız olduğuna göre, seni olmadığın bir şeyle kuşatacağız ve bunun adını karanlık koyacağız. Seni, senin tam zıttın olan bir şeyle sararak ne kadar parlak bir Işık olduğunu deneyimlemeni sağlayacağız."

Küçük Ruh "Tamam, ben karanlığa razıyım, böylece Işık olabileceğim." der. Tanrı, "Bunu senin için istedim. Seni karanlıkla kuşatacağım ama kendini karanlıkla kuşatılmış bulduğun an yumruğunu kaldırıp göklere küfretme, sadece karanlığı aydınlatan bir Işık ol ki, dokunduğun yaşamların hepsi de senin ne olduğunu bilebilsinler. İnsanların önünde parlamalısın ki, onlarda kendi Işıklarının yansımalarını görebilsinler" der.

"Bunu, sahip olduğun ilahi veçhelerin herhangi biri ile yapabilirsin. Şimdi, yaşam formu gücünde iken 'Ruh Amacı' olarak seçtiğin ve yaşamlar boyunca seçmeye devam edeceğin veçhelerimden birini dikkatlice seç, iyi ve akıllı bir seçim yap."

Küçük Ruh büyük bir heyecanla "Yani, önümdeki yaşam için Mutluluk, Neşe, Akıl, Barış, Sevgi yada başka bir şey olabilir miyim? diye sorar. "Haklısın" der, Tanrı.

"Seçtim" diye bağırır küçük Ruh, "Bağışlamayı deneyimlemek istiyorum." Tanrı "Evet, bu senin için büyük bir gün. Bağışlama olmayı seçtin ve olacaksın. Yalnız bir sorun var, ortada bağışlanacak kimse yok." "Hiç kimse yok mu?" der küçük Ruh.

"Etrafına bir bak. Senden daha az mükemmel, daha az parlak kimse görüyor musun?" Küçük Ruh döner ve evrenin dört bir yanından, olan biteni seyretmeye gelen diğer Ruhlara bakar. Tek görebildiği hepsinin de en az kendi kadar mükemmel, parlak ve büyük olduğudur.

"O zaman ben kimi bağışlayacağım? Benden daha az mükemmel bir varlık yoksa ortada, ben, mükemmelliği nasıl deneyimleyeceyim? diye sorar. Tam o sırada, bir Ruh kalabalığın önüne çıkar dostça;"Üzülme beni bağışlayabilirsin"der. Küçük Ruh; "Sen kimsin" der. Dost Ruh;" Ben kalabalığın içinden herhangi biriyim, sadece bir adım öne çıkmayı seçtim. Sana, önündeki yaşam süreci içinde bağışlanacak birisini temin edeceğim, sana öyle bir şey yapacağım ki sen de bağışlamayı deneyimleyeceksin."

"Ne, ne yapacaksın? Nasıl yapacaksın? diye sorar küçük Ruh heyecan içinde. "Neden bunu yapacaksın? Sen de en az benim olduğum gibi tam bir güzelliksin, Işığın parlak kişiliğinin simgesi olarak parıldarken neden böyle bir şey yapasın ki? Titreşimlerinin hızı sana öyle bir parlaklık kazandırıyor ki, gözlerimi kamaştırıyorsun. Bu titreşim düzeyini yavaşlatmak istemeni anlayamıyorum. Böyle korkunç bir şeyi yaparak kendini niye ağırlaştırasın ki?

"Çünkü" der dost Ruh "Bunu yapacağım, çünkü seni seviyorum. Öyle şaşırmış bakma bana... Hatırlamıyor musun sen de benim için aynısını yapmıştın. Bu kadar çabuk mu unuttun? Hatırlasana seninle her şey olduk. Yukarısına da çıktık aşağısına da indik, soluna sağına, öncesine sonrasına gittik. Her şeyin iyi ve kötü yanları olduk. Her ikimiz de bir diğerimiz için bir diğer yanı oluşturduk. Evet bir noktada haklısın, titreşimimi senin tanımladığın şekilde düşürmek hiç de kolay olmayacak, ama olsun , ben de senden bir başka yaşam süreci için benzer bir şey isterim.... yeter ki sen "Bağışlama" olabil."

"Ne istersen yaparım" der küçük Ruh "Kendimin ne olduğunu deneyimlemek için ne gerekirse yaparım. Söyle karşılığında ne istiyorsun?" Dost Ruh şöyle der; " Sana vursam da, yüzüne tükürsem de, sana olabilecek en büyük kötülüğü yapsam da, aynı anda gerçekten KİM olduğumu anımsa. Eğer beni şimdi olduğu gibi unutursan, bende KENDİMİ hatırlayamam. Daha da kötüsü, sende kim olduğunu unutursan bize bunu hatırlatacak bir ÜÇÜNCÜYE ihtiyaç duyarız.

Evet hikaye bu kadar ama buraya kadar geldiğinize göre, siz de kim olduğunuzu hatırlama yolundasınız. Siz, hangi veçheyi, ya da hangi veçheleri deneyimlemek için bu yaşamı yaşıyorsunuz? Bunun için size yardım eden Varlıkları Farkediyor musunuz ? (Neal Donald Walsch )

Çekim Yasası - 2 | Düşüncelerinizden sorumlusunuz

Tamamı #BU Adresten alıntı olan Makaleyi Aslında kendime not olarak paylaşıyorum , sizler de kaynağından okuyabilirsiniz.



Çekim yasası - benzer, benzeri çeker!

Madde olarak gördüğümüz katı cisimler tamamıyla enerjiden oluşuyor. 
Başınıza gelen ve gelecek her şeyin sebebi kendi egonuzdur
Hayatınızı değiştirebilirsiniz, düşüncelerinizden siz sorumlusunuz 
Çekim yasasını nasıl kullanacağız?
Gerçek özgürlük için değişim bir an içinde de olabilir!

Katı cisimler tamamıyla enerji

çekim yasası
Bildiğiniz gibi; bize okul hayatımız boyunca öğretilen şey; "maddenin yapı taşı atomdur" cümlesiydi. Evet bu kesinlikle doğru. Fakat bilim sınır tanımıyor ve asla elindekiyle yetinmiyor.

Madde atomlardan oluşur. Peki, atom neyden oluşuyor? Cevaplarınızı duyar gibiyim. Nötronlar, protonlar, çekirdek. Peki çekirdeğin içinde ne var? İşte bu sorunun cevabı insanları çok şaşırttı. Çekirdeğin içinde "Kuark" denen enerjiler var. Bu enerjiler ise sürekli titreşim halinde ve belirli frekanslar halinde sinyaller gönderiyor. Aslında madde olarak gördüğümüz katı cisimler tamamıyla enerjiden oluşuyor. Evet, biz aslında enerji denizinde yüzüyoruz. Evrende her şey enerjidir ve her enerji kendisine benzeyen diğer enerjileri çeker.

Çekim yasası evrenin en temel yasalarından biridir. Evrende makro düzeyde gezegenler, yıldızlar birbirini çeker, mikro düzeyde ise bir atomun yapısında atomun çekirdeği elektronlara çok hassas bir çekim gücü uygular ve çekim gücü sayesinde atom dağılmadan var olabilir. Evrenin her biriminde çekim gücü vardır ve şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, bu yasa olmasaydı evren var olmazdı.

Kuantum fizikçileri evrendeki her şey enerjiden oluştuğunu kanıtladı. Maddenin en küçük birimi enerjidir. Peki, çekim yasasının bu enerji kavramı ile ilişkisi ne? Şimdi onu açıklayalım.

İnsan beyni bir gün içinde 60.000 düşünce üretebilmektedir. Bu düşüncelerin hepsi bir frekansa sahiptir. İstediğimiz cisim, enerjiden oluşur ve bir frekans yayar; düşüncelerimiz de bir frekans yayar. Bu iki frekans mutlaka evrende birbirini çekecektir.
çekim yasası2
Çekim yasası; “benzer, benzeri çeker” şeklindeki sloganı her şeyi özetliyor. İnsan dev bir mıknatıs gibidir. Düşüncelerimiz ile evrene sürekli mesaj gönderiyoruz. Bu düşünceler belirli bir frekansta enerjiye dönüşüyor. Bu frekans gidip kendine en çok benzeyen frekans ile örtüşüyor. Böylece düşündüğümüz şey her ne ise, bize doğru yaklaşıyor. Örneğin, araba sahibi olmak istiyoruz. İstediğimiz bu arabanın yaydığı bir frekans var. Bizim düşüncelerimizin de belli bir frekansı var. İşte bu iki frekans evrende birbiri ile buluşuyor. Sorun şu ki; insanların birçoğu istemediği şeyleri düşünür! Sonra da neden bütün olumsuzlukların tekrar tekrar başlarına geldiğini merak ederler.

Başınıza gelen ve gelecek her şeyin sebebi kendi egonuzdur!

İçimize dönüp, hayatın manevi taraflarıyla ilgilenmeye başladıkça, bu konulardan konuşanlar arasında sıkça duyduğumuz bazı kelimeler ve kelime grupları olduğunu fark ederiz: Enerji, negatif ve pozitif enerji, olumlu düşünce, iyiliği çağırmak gibi.

Tam bir kişiyi düşünürken o kişiden telefon aldığınız oldu mu?, doğru zamanda doğru yerde oldunuz mu?, hayatınızda tesadüflerin yeri çok mu?,
..tekrar tekrar aynı hataları yapıyor musunuz?

Çekim Yasası istenileni de istenmeyeni de hayatımıza çeker. Bunu bilmeseniz bile şu kavramları bilirsiniz: Şans, şanssızlık, kader, tesadüf, karma, denk düştü, yürekten istedim oldu, işim rast gitti..

Çekim Yasası, enerji yasasıdır. Ve biz enerji kelimesini hayatımızda sık sık kullanırız; "Bu kişinin enerjisi iyi, enerjimiz uydu", "negatif enerji aldım" gibi.

Kendimizi mutlu, heyecanlı, başarılı hissettiğimizde, etrafa pozitif enerji yayarız. Oysa kendimizi üzgün, kızgın, yalnız, incinmiş hissettiğimizde etrafımıza negatif enerji yayarız. Gözlerimizdeki ışık söner. Bu ruh hali, uzun sürerse, hayatımızda her şeyin ters gitmesinden yakınırız.

Düşüncelerinizden kendiniz sorumlusunuz

Dünyada henüz çok az sayıda insan çekim yasası gücünün bilincinde. Bu insanlar kendi realitelerinde bir nevi cenneti yaratırken, biz onlara şaşkınlıkla bakıyoruz, onlara "şanslı" diyoruz.

Çoğumuz spiritüel öğretilere burun kıvırıyor. Ancak gerçek spiritüellik, evrenin yasalarını bilerek, bu yasalara göre uygun yaşamak ve hayatın realitesinin yaratıcısının kendimiz olduğunun idrakına varmaktır. Bu konuda uyananların sayısı her geçen gün artıyor.

Çekim yasası, düşüncenin yaratıcı gücünün kullanımıyla ilgilidir. Bu yasa, dikkatinizi neye yöneltirseniz, onu kendinize çekeceğinizi ifade eder. Bilincimizde ve bilinçaltımızda ne tür düşünceler ve inançlar var ise, bu inançlara uygun deneyimleri hayatımıza çekeriz

Unutmayın, düşüncelerimizden kendimiz sorumluyuz. Her şikayet evrene verilmiş bir emirdir. İnançlarımız, bağlandığımız düşüncelerimizdir. Dünkü düşüncelerimiz ile, bugünümüzü inşa ettik.

Çekim yasası sizin bir şeyi iyi ya da kötü algılamanızla veya olmasını isteyip istememenizle ilgilenmez! Sadece odaklanmış olduğunuz düşüncelerinize cevap verir. Eğer kendinizi kötü hissediyorsanız, “Kendimi çok kötü hissediyorum.” sinyal'i yayarsınız. Bu durumda ruh haliniz tamamen kötü bir hale bürünecektir.
Çekim Yasası
Çekim yasası: “Neyi düşünür ya da neye odaklanırsan, onu alırsın” der. Eğer bir şeyden hoşlanmıyorsan ve sürekli yakınıyorsan; yakındığını sana daha çok yaklaştırır. Yada olaylara karşı pozitif bir bakış açımız var ise; pozitif kişi, olay ya da durumları kendimize çekebiliriz. En çok hasta olanlar, hastalıktan en çok bahsedendir. Bolluktan en çok bahsedenler ise bolluk içindedir. Çekim yasası her yerde. Peki, siz şu an neyi kendinize doğru çekiyorsunuz?

Ne ekerseniz, onu biçersiniz. Düşüncelerini değiştirirsen, hayatını da değiştirirsin. Düşüncelerini değiştirirsen, bakış açını değiştirirsin. Sahip olduğun bakış açısı, yaşam kaliteni belirler.

Yaşam Enerjimizi Artırmanın Yolları

Huzurlu, keyifli, mutlu, coşkulu bir hayat yaşamak için; yaşam enerjimize sahip çıkmayı ve mükemmel kullanmayı öğrenmeliyiz.

Bazen sabah uyandığımızda, içimiz kıpır kıpırdır ve coşku doludur. Aslında bunun olmasını sağlayacak herhangi bir sebepte yoktur. Ama biz çok mutluyuzdur. Böyle günlerde işyerindeki sıkıntı, trafik, yada herhangi bir tartışma bizi yıldıramaz, sinirlendiremez, üzemez, dertlendiremez. Gün'e böyle başladığımızda, kendimizi adeta Süpermen gibi hissederiz. Güzel olaylar neşemize neşe katarken, sıkıntılı olayları optimum şekilde egale ederiz. İçimizdeki bu güç, hissettiğimiz sevinç ve duygu yoğunluğu; yaşam enerjisinin ta kendisidir. “Bugün çok enerji doluyum.” “Kendimi çok enerjik hissediyorum.” “Bugün bomba gibiyim.” Hepimiz yukarıdaki kelimeleri kullanmışsınızdır. Peki nedir bu hissettiğimiz enerji? Nereden geldi? İçimize nasıl girdi? Neden kendimizi hep böyle hissetmiyoruz?

Türkçe Ki, Çince Chi, Sanskritce'de Prana, Parapsikoloji alanında ise Psi enerjisi olarak adlandırılan bu enerji, fiziksel bedenin çok ötesinde bir enerjidir. Fizik kanunlarıyla açıklanamayan, tanımlanamayan bu enerjinin beyne bağlı bir enerji değil, bütünsel varlığımıza ait bir enerji olduğu ve yayıldığı iddia edilmektedir. Bu enerjinin fiziksel duyularımızla algılanmamasına rağmen bir duyu-üstü yeteneğimizle varlığının hissedildiği söylenir. Bu fiziksel olmayan enerji zihin tarafından yoğunlaştırılıp, yönlendirilebilir.

Etrafımızdaki insanlardan o günkü duruşlarından bu enerjiye ne kadar sahip olduklarını anlayabiliriz. Güçlü pozitif kişiler, etrafına ışık saçar, bu insanlar yaşam sevinci ile doludurlar. Böyle insanlara yakınlık duymamız, mıknatıs gibi çekilmemiz doğaldır.

Bilinçli afirmasyon (doğrulama) düşünce eğitimidir. Okullarda bize "Zihin Bilimi öğretilmiyor, ancak yaşam okulu eğitimlerimizde verdiğimiz eğitim, Zihin Bilimi eğitiminin ta kendisidir. Bu eğitimin, yarın'ın toplumunda tüm okulların müfredatında yer alacağına inanıyorum. Okullarda meslek eğitiminin yanı sıra, "Yaşam Sanatı" öğretilirse meslekler de hayat da daha doyumlu hale gelir.

Çekim Yasası'nı nasıl kullanacağız?

Çekim Yasası, üç temel yasanın bileşimidir!
1. Etki-Tepki yasası (karşılıklılık yasası)
2. Şükran yasası
3. Sevgi yasası

Bunları ve açılımlarını tek tek araştırmak için, piyasada bulabileceğiniz bir çok spirituel kitaplardan yararlanabilirsiniz. Ancak ille ki bu bilgileri elde etmeniz gerekmez, burada anlatılanları, tatbike geçirebilirseniz hayatınzda birçok şey değişebilir.

Amacım, sizi kendi realitenizi yaratmaya çağırmak, bunun için yapmanız gereken şunlar; Ne istediğinizi önce tespit ederek not alın, sonra aldığınız notları gözden geçirin. Her isteği tarif etmek için, yalnız bir kaç cümle kullanın, yani isteğinizi minimum kelimelerle somutlaştırın.

Bu konuyu öneminden dolayı biraz açmak gerekirse, şöyle bir misal verebilirim;

Bildiğiniz gibi büyük reklam şirketleri, insanların dikkatlerini bir ürüne, bir hizmete, belirli bir düşünceye yöneltmek veya belirli bir görüşü ya da tutumu benimsemelerini sağlamak amacı ile, reklamlara devasa paralar harcamaktadır. En iyi reklam kurgusu, içeriliği her ne kadar karmaşık da olsa, bir slogan haline getirilebilendir. İnsanlar bu sloganı duyduğunda, hangi şeyden bahsedildiğini hemen anlar.

Evrene gönderilen istek Enerjileri de aynı bu şekilde olmalı, kısa, az ve öz.

"Ben hastalanmak istemiyorum" yerine, "sağlıklıyım", ben istiyorum" yerine, "huzurlu ve mutluyum" demeniz gerekiyor. Yani sağlık durumunuz çok iyi imiş ve bu hayatınızda vuku buluyor gibi bir inanış sergilemeniz gerekiyor. Burada Şükran yasası devreye giriyor. Zira evrende "zaman" diye bir şey yok, zaman yalnız maddiyatta mevcut, tüm varlıkta herşey, şimdi'de, an'da vukuu buluyor. Bu yüzden geçmiş ve gelecekten söz ettiğimizde, evren bunu yanlış algılamaktadır. Zaten insanlık bu konuyu kavramış olsaydı, şimdi çok daha iyi bir dünyada yaşayacaktı.

Gerçek özgürlük için değişim bir an içinde de olabilir!


Ruhani bir yaşam sürmek demek, her şeyi olduğu gibi görmek ve karışmadan izlemek demektir. Bu dünyada olmak, ama bu dünyadan olmamak demektir. Algılanan her şeyde kendini görmek demektir.

Arayış içinde olan kimse, ancak bildiğini arayabilir. Böylece kişi bulduğunda, vardığı noktada aradığını tekrar anımsar. Bu Dünyada "benzer benzeri çeker'' prensibi geçerlidir. Günümüzde "çekim gücü" prensibi, genelde ''SIR'' adı altında, daha başarılı, daha mutlu, daha zengin bir hayat için öne sürülür. Bunu ezoterik çevreler haricinde, kariyer ve kişisel yöntemleri gösterenler yapar. Bu iki prensip, ilk bakışta birbirlerine benzeselerde, aralarında önemli bir fark vardır.

''Benzer benzeri çeker'' prensibinde kişi, kendini keşfetme ve özünü açığa çıkarma çabasındayken, dış hayatında karşılaştıkları, bir ayna olarak karşısına çıkar. Kendi bulunduğu bilinç düzeyini yansıtır. Bu uyanış yolunda bulunan kişi, hayatı ve akışını manipule etmeden, her şeyi olduğu gibi kabul eder. Çünkü benliğinden oluşan her türlü istek, eksikliik duygusundan doğan bir ihtiyaçtır. Ego kaynaklı olup, onu besler. Çekim gücü yasasını uygulayan kişi, böylece arınma yolunda değil, egoya daha güzel bir maske ve yaşam şartlarını hazırlamak için yola çıkmıştır. Bu içsel tutumun, ruhani boyutla bir alakası yoktur. O, zihin gücünü kullanarak, maddesel boyutu manipule etmek ister.

Ruhani boyuta adanmış bir hayat, dünya zevklerine ve nimetlerine bakmaz, aldanmaz. Geleni kabul eder, gideni bırakır. Her şeyi hakkıyla yaşar. Güneşte ısınır, yağmurda ıslanır. Ne yargılar, ne de yargılamalara bel bağlar. Ölçmez ve tartmaz. Onun için tek hedef, şartsızlığa ulaşmak ve kendini mutlak sevgi için hazırlamaktır. Arınmanın sonuna dek kendi gitmelidir, bu yol oldukça zorlu ve çaba ister. Ancak en son adım, istemsiz olarak kişinin başına gelen bir lütuftur. Mutlak sevgi, hak etmek, ya da etmemek gibi bir şarta bakmaz. Bir katil ile bir keşiş, bu anlamda lütfun nazarında birdir. O anlamda her an, her şey olabilir ve zaman boyutu aşılarak, değişim bir an içinde olabilir.

Bil ki, dışarda karşılaştığın her şey, kendini ve bulunduğun bilinç düzeyini görebileceğin, seni sana yansıtan aynadır. Yargılarsan yargılanırsın, savaş açarsan, sana karşı savaş açılır, korkarsan, korktukların başına gelir, karşılaştığın zorluklar, kendi içinde beslediğin engellerdir vs. Kendini değiştirirsen, hayatın değişir. Sadece manipulatif bir maske olarak değil, temelde ruhani olarak, gerçek özgürlük budur! (BenSiz)

19 Şubat 2015 Perşembe

Albert Einstein Başarısının Sırrını Oğluna Açıklamış


Ünlü bilim adamı Albert Einstein oğluna yazdığı mektupta, başarısının sırrını açıkladı.
ABD'de yayımlanan 'Büyük Amerikalıların Çocuklarına Mektupları' isimli kitaptan alıntı yapan hürriyet haber den alıntıladım Einstein'ın hayat görüşünü.

"öğrenmenin sırrını açıklıyor"

ve Haber ;

#
Albert Einstein çoğu insan tarafından dahi olarak görülür. Şu ana kadar yaşamış en etkili bilim insanı olmanın yanında teorik fizikçi, filozof ve yazardı. Bilime birçok katkı sağlamış Einstein’ın başarı sırlarını merak ediyor musunuz?

Einstein, 11 yaşındaki oğlu Hans Albert’e, “Keyif alarak bir şey yapıyor ve zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsan, bu öğrenmenin en iyi yoludur” diyerek kendi formülünü açıklıyor. Einstein, ‘çalıştığı süre içerisinde zamanın nasıl geçtiğini anlamadığını ve bazen yemek yemeyi unuttuğunu’ söylüyor.
Bilim insanı, piyano ve marangozluğun 11 yaşındaki Hans Albert Einstein’ın yaşı için uygun olduğunu, hatta okuldan bile iyi olduğunu ekliyor.

1. Merakınızın peşinden gidin

‘Benim özel bir yeteneğim yok. Yalnızca tutkulu bir meraklıyım.’ Sizin merakınızı çeken nedir? Neyi en çok merak ediyorsunuz? Benim merak ettiğim neden bazı insanların başarılı olup bazılarının olamadığıdır. Bu yüzden yıllarca başarı üzerine çalıştım. Merakınızın peşinden giderseniz başarıya ulaşırsınız.


2. Azim paha biçilmezdir


Çok zeki olduğumdan değil, sorunlarla uğraşmaktan vazgeçmediğimden başarıyorum.’ Belirlediğiniz yolun sonuna ulaşacak kadar sabırlı mısınız? Posta pullarının gideceği yere varasıya kadar mektuba yapışıp kalmasından ötürü çok değerli olduğu söylenir. Posta pulu gibi olun ve başladığınız işi bitirin.

3. Bugüne odaklanın


‘Güzel bir kızı öperken düzgün araba kullanan birisi, öpücüğe hak ettiği dikkati vermiyor demektir.’ İki atı aynı anda süremezsiniz. Bir şeyler yapabilirsiniz ama her şeyi yapamazsınız. Şimdiye odaklanın ve bütün enerjinizi şu anda yaptığınız işe verin.


4. Hayal gücü güç verir


‘Hayal gücü her şeydir. Sizi bekleyen güzelliklerin önizlemesi gibidir. Hayal gücü bilgiden daha önemlidir.’ Hayal gücünüz geleceğinizi belirler. Einstein şöyle der: ‘Zekanın gerçek göstergesi hayal gücüdür, bilgi değil’. Bu yüzden hayal gücünüzün hantallaşmasına izin vermeyin.’

5. Hata yapın


‘Hiç hata yapmamış bir insan yeni bir şey denememiş demektir.’ Hata yapmaktan korkmayın. Eğer nasıl okuyacağınızı bilirseniz hatalar sizi daha iyi bir konuma getirebilir. Başarılı olmak istiyorsanız yaptığınız hataları üçe katlayın.

6. Anı yaşayın


‘Ben geleceği hiç düşünmem, ne de olsa gelecektir.’ Geleceği ayarlamanın tek yolu olabilidiğiniz kadar şimdide olmaktır. Şu anda dünü ya da yarını değiştiremezsiniz. Önemli olan tek an şimdidir.

7. Değer oluşturun


‘Başarılı olmaya değil, değerli olmaya çalışın.’ Zamanınızı başarılı olmak için harcamayın, değerler oluşturun. Eğer değerli olursanız başarı kendiliğinden gelecektir.

8. Farklı sonuçlar beklemeyin


‘Delilik: Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek.’ Hergün aynı rutinde yaşayarak farklı görünmeyi bekleyemezsiniz. Hayatınızın değişmesini istiyorsanız kendinizi değiştirmelisiniz.

9. Bilgi deneyimden gelir


‘Bilgi malumat değildir. Bilmenin tek yolu deneyimlemektir.’ Bir konuyu tartışabilirsiniz ama bu size sadece felsefi bir anlayış kazandırır. Bir konuyu bilmek istiyorsanız onu deneyimlemelisiniz.

10. Kuralları öğrenin, daha iyi oynayın


‘Oyunun kurallarını öğrenmek zorundasınız. Böylece herkesten iyi oynayabilirsiniz.’ Yapmanız gereken iki şey var. Birincisi oynadığınız oyunun kurallarını öğrenmek. İkincisi ise oyunu herkesten iyi oynamayı istemek. Bu iki şeyi yaparsanız başarı sizinle olur!

§

Popular Posts

Translate